gel ve gözlerimden öp

“Kavuşmanın bir çeşididir anmak”
Halil CİBRAN

Sevgilim,
Elinin üstündeki izmarit izinde atıyor kalbim
Buruluyor gölgelenen yüzünde
Bunu sakın unutma

Söyle hangi yara daha az acıtır

Sevgilim
Sımsıkı sarılıp beni içine alan
Ateşim düşsün diye alnını alnıma koyan
Geleceğim, gözyaşım, yarınım

Söyle hangi düş diri tutar insanı

Yaranı yaram bildim
Düşünü düşüm
Ey sevgilim, gel ve gözlerimden öp beni…
Sana niye bu kadar geç kaldın, demeyeceğim…

Nilgün Gürbüz

Kavun Kabuğunda da Yeşerir Tohum

her evde ‘büyüyen bir şey olmalı’ derdi
fesleğen tohumlarını uzatırken bana
kelebek ömürlü dostum
gülümseyince gözleri görünmezdi.
kavun kabuğunda yaşam diriltmeyi
ondan öğrendim
omzuma koyunca ellerini
koca dünyayı sırtlamaya yeterdim
şimdi sırtımın dayandığı tüm duvarlar yıkık
kendimi kitap aralarına dolduruyorum nicedir
hüzünlü şarkılara gömüyorum
oysa bahar, ben farkına varsam da varmasam da
gelmiş geçiyor
dönüşümünü tamamlıyor mevsimler
mevsim değişimlerinin en çok
annem farkında
emdiğim ak göğsünü
hastane kapısına bırakan annem
oturmuş benim için dilek çiçeği dikiyor
bu mevsim iyi tutarmış
elinde cetvel dalını ölçüyor her gün
bir metre olunca iş tamammış
sırf annem sevinsin diye
bir dilek tutup uyudum gece
doğulu bir çocuğun
yırtık cebinden düşen
sevda çekirdeğini buldum başucumda
yanık kürt ezgileriyle uyandım
her kız yaşlanınca
biraz annesinin yüzünü alırmış
bugün aynada anneme baktım
bütün coğrafyalar aynı iklimi taşıyor
hiçbiri birbirine uzak değil
hepsi aynı dilde gülüp
hepsi aynı dilde ağlıyor
her evin bir saksısı var
her evin bir dilek çiçeği

evet evet içimin kırık saksısında
belki de –yanlış yerlere büyüyen-
mor dağlardan uçup gelen
bir çiçek tohumu saklı şimdi
gün aşırı suluyorum tıpkı annem gibi
fal tutuyorum tutacak, tutmayacak
onunla sınıyorum tarihi
bitmiyor umudun vardiyası

Nilgün Gürbüz