Gizli Oda

Gizli bir oda buldum kendi içimde
çok uzak çok öte boyutlar içinde
hiç konuşmadan ayan beyan oluyordu her şey
bir göle dalıyorduk
hayat açılıyordu derinlerde
ışıltılı cam odalarda
kaygıların kaynağı olan her şey

Sen beni sarıyordun hiç dokunmadan
içimin sesini işitiyordun büyüyle
birbirimize bakıyorduk
düşünmeler nasıl görürse birbirini
öyle bir bakış işte
anlamanın gizli sezgisi içinde

Ben söylemiyordum hiçbir şeyi
sözcükler yanıltan oklarını saplamasın diye
bir nur içinde izliyordum seni
gövdem yumuşacık ilerliyordu
senin akıntının sihrinde

Sen o odalara girecektin
ve keşf edip birer birer beni üzen şeyleri
düğümlenmiş damarlarımı çözecektin
usta bir ten dokunmacısı gibi

Orada öylece yüzüyordum
Senin sevincinin inanılmazlığıyla
bin yıldır aradığım birşey varmış da
kavuşmuşum gibi sisler ardında

Ve ömür
kimbilir kaç gündüz kaç gece
zamanın ev ödevleri
o bitmek bilmez telaş
tembel, suçlu bir öğrenci gibi oturuyordum dünyada
öfkeyle bağırıyordu öğretmen hayat

Birden fark ettim bekliyordun beni
dersliğin çitlerinin yanında
kaçıp gitmek için çok uzaklara
o sonsuz rüzgar tarlalarına

Şimdi ben senin kollarındayken
yaramaz bir yasa kırıcı gibi
çırpınan kanatların arzularında
vurulup düşene dek uçarız belki
fısıltılarımızın ormanında

Sevgilim ruhumda bekle beni
hayatın böldüğü her noktamı
öpüp birleştirsin diye
dudaklarının sırlı iksiri

Neşe Yaşın

Aşk Sarkacı

Beni böldün
kanarken kırılıyordum gecenin ortasında
içimin şehrinin köprüleri yıkıldı
kağıttan bir kadındı Eleni
bir tutam boya, biraz hüzün
ve basit hikayesi kadınlığın

Sen bir aşk sarkacıydın
bir ona bir bana dokunan
sonra onda durdun
yenilginin seçimi
(büyü hareketteydi oysa)

Gidip geliyordun
bir o bir ben
acıyarak her dokunuşta

Beni böldün
kendi acını sapladın bıçak gibi
sonra yas tuttun ölümüme

Gözlerine bakıyorum
hangi uzaklara gittiler
sen bana akan aşk damlası
bitti diyorsun
dikenli teller düşsün araya

Boşluğuna bakıyorum
öksüz aşkının acıyan yankısına
asla galip yok bu savaşta
Eleni bir yıkımdır benden beter

Sevmek mi?
ben de çok erkekler sevdim
ve seviyorum hala
mucize başka yerde
sevmenin öte şehri
seni bulduğum ışık
içimin içimin içinde

Ayrılık deyince
ayırdına vardım birden
varlığın ne derin
bu şehir nasıl da kalabalık
bu bağ nasıl kıskıvrak

İçimi çekince
yangın başladı her bir hücrede
anımsadım bir geçmişim vardı benim
anımsadım bir dünya içindeyim
gecede çırılçıplak bir iç sızısı

Şimdi sanıyorum ki herşey bir yalan
bölünmüş bir şehir
hala ulaşır kendi kendine

Mezarımda uyuyorum
avuç avuç ihanet atıyorsun üzerime
bekliyorum o an gelsin
ve herşey değişsin diye
kolların beni sarsın
ve herşey bir oyun işte
Bağışla sevgilim bağışla

Şehir uyanıyor
ve yolunda gidiyor herşey
arabalar ve hayatın arkası yarını
ben delirmeye kalkıyorum
ve boşalttığın zamana bakıyorum
havada asılı duran acıtan sözlere

Bu evde bu an yaşanan
kimin umurunda
ben yılları tırmıklamışım
ve kanıyor gökyüzü
yitirdiğim müzigi arıyorum
ikimizin gövdesinde

Aşk bir kurgudur
öyle diyecekler
herkes konuşabilir ve bu herkesin başında
oysa ne garip
tattığım zehirle yalnız ölüyorum
ve benzersiz bir çiçek soluyor yanıbaşımda

Bekliyorum
sanki herşey değişecek
Bağışla sevgilim bağışla
seni seçtim bu dünyada
rezalet pahasına

Ne uzak ne uzak bakıştı o
gözlerinin önünde duvarı
kanlı savaşların
Ne çok doğru söyledin
tıpkı öteki kadınlar gibiydim
gözlerine çarptıkça ruhum
parçalandıkça
acıdıkça tenim

Uğultularını duyuyorum
o kaskatı sözlerin
yokolmak için bir böcek değilim
içim öyle sonsuz öyle derin

Ne garip
insanın arınması
kederin şiddetiyle
böylesine masum muyum, belki hayır
kimbilir nasıl da acıttım seni
ki beni böyle ezip geçtin.

Neşe Yaşın

Ali’ye

Şimdi sözler
herşeyi kirletmeye çalışırken
Zamanın içinde
parmak uçlarının ince çığlıklarını anımsarım
Dokunuşların yazılmaz sözleriyle
kaybolduğumuz ormanları

İkimizin sığınağı aşkın evinde
doyamamak birbirine
Denizler ortasında bir salda
yolculuk ışıklı bilinmezlere

Senin için
yıldızlarla dans ettiğim o gece
içime bakışlarının nehrini akıttı
Şimdi o ana bakarken
kırıcı sözlerin almaya çalıştığı
kıskanç kırbaçların acıttığı
yaralı ceylanımı kucaklarım

Seni bana geri versin isterim hayat
o gecenin ipeksi soluğunda
içimi okşayan bir fısıltı olarak

Kendimi yakıyorum
yeniden doğabilmek için
çünkü böyle bir an bir daha olmayacak
Bana kırgın bakışın ve gözyaşların
cenneti kapatan kapıdır
ve kapı artık hiç açılmayacak.

Neşe Yaşın

Üzgün Kızların Gizli Tarihi

Hiç bir şeyi tam anlatamam
bir yanılsamadır anlatı
zamanın ağlaştığı ömür
zalim, vahşi gerçek ormanı

Söz öyle derin acıtıyor ki
yüzyıllardır kırdığı yerlerden
çürümüş günlükleri kokluyorum
bilinmez utançlar devşiriyorum
kendimi var ettiğim küllerden

Ben ki biraz o başkalarıyım
O başkaları biraz da ben
ayazda çıplak bir dal
yabanıl bir ses
uzun geceden

Eziyet çekerdi yüzü annemin
babam gücünü umarsızlığından alan çocuk
peki ben neydim ya da kardeşlerim
görmezler miydi ufacıktı bedenim
çıtır çıtır ezildim

Ateşten bir deftere kazıdım
arzumun fısıldadığı sözleri
bir garip zulümden azat olsun ruhum
sesim ulaşsın diye bir sevgiliye

Neden bilmez ki sözyapıcılar
ev içlerinde ne hayatlar kurşunlanır
yarattıkları kavramlar dilsiz
ezik kızların inleyişine

Kargacık burgacık yazılarda
bir hayal gizlenirdi kaçıp gitmek üstüne
sanki bir başka ülke varmış da
insandan öte

Ev içlerinde solan gülkızcık
yalnızlıktan korkardı yine de
sonra düşleri çağırırdı sabah
ışıklar konardı iç çekişine

O itiraf defterleri lanetlendi hep
sözleri altüst etmesin diye sokağı
Herkese bir yer verdi
sürünüp geçti hayat
yalnızlıkları tırmalayarak

Bana öğretilen içsiz kelimeler
titretmedi hiç ses tellerimi
Olmayan sözlerle yazıldı hep
üzgün kızların gizli tarihi.

Neşe Yaşın

Ürperen Harfler

Bu şiir sana ulaştığında
Küskün baktığında ruhuna
Bil ki nice kırık zamanlar dokundu ona
Issız gecelerde mahzun yıldızlar

Sözcüklerin her birinde gizli ürpertiler
uzaklardaki soğuğundan geldi
Odalara sığmayan yası terk edişin
harf olup inlerdi

Sen şimdi okurken onu
Bilemezsin benimle yaşadığın yerleri
Gözlerimde geçtiğin yollar
İçimde dolandığın bahçeleri

Bu şiir şu an senin yanında
Benim olamadığım uzaklığında
Gözlerine baksın bir an
konuşan gözlerim gibi

Neşe Yaşın

Içime Doğan Işık

Kimbilir belki de
evimizi öldüren mevzilerde silah çekerken sen
bir çocukluk kederinde uyuşurdum
ölümler geçerdi iç çekişimden

Ta o zamandan bilirdim
bir gün ruhumu çalacağını

Ben merdiven aralıklarına kaçıp
aile cinayetleri için ağlarken
geleceğe ait düşler fısıldardı
içime doğan ışık

Üç melek zuhur etti
Biri kızıl bir lale getirdi
ikincisi senden bir buse
üçüncüsünün boştu elleri
sıkılarak baktı yüzüme

Sonra şehitlerin hortlakları
kanlı giysileriyle koştu ardımdan
Tarih öğretmenim
cennet kapısında yalan okudu.

Öyle çok öyle çok bekledim ki seni
ıssız Babil kulelerinde

Çikar asker giysilerini
ve yanıma gel
ölmüşlerin ruhundan üç çocuk ver bana

Biri acıları unuttursun
diğeri toprağı avutsun
üçüncüsü şehri dolaşsın geceleri
ağlayan annelerin elini tutsun.

Neşe Yaşın

Suda Dalgın Halkalar

Tutku
fırtınanın mağrur kralı
oturur dağ başında

Ömür tenlere siner
bir kadın bir adam
aynı akışta zor karşılaşır

Sonra herkes kendine döner
ama izi kalır ürperişte
öpüşlere gizli düşüncenin

Sıkı tut kirlenmesin
kimse bilmesin
korku büyür her sevinçte

Uyku önceleri yastığımda
uzak fısıltıları ateşsözlerin
birden uyanırım
rüzgarın girer içeri

Geriye kalanlar
anıların hırpaladığı gövdelerde
paylaşılan nektar
dudakların
büyülü uçuşların kanat çırpışı

Gecenin dansı biter
yıldız denize iner
Suda dalgın halkalar
sessizce büyür
Sesin derinde kalır
Sesin
Sesin
Derinde.

Neşe Yaşın

Sığınak

Bu şiire sığınıyorum
bana

verdiğin acıları
alıp gitsin diye

Tedirgin bekleyişler
ve yalnızlıkta haykıran sesler
sussun diye
çağırdım onu

En iyi o anlar beni
başımı yaslarım omuzuna
ve dizeler yaparız
fısıltılardan

Seni anlamaya çalıştık birlikte
sözcükler derinlere insin
çözsün diye düğümleri
geçtik en bilinmez denizleri

Bana hala seni sevdiğimi söyleyip durdu
ve hiçbir şarkı çağırmadı
yeni bir aşk için

Hiçbir avuntu yok artık
upuzun bir kumsalda
yapayalnız uyuyacağım
denizle konuşup sabaha kadar

Gün doğacak sonra
apaçık çipçirkin sırıtacak gerçek
Ve zaman
ıç çekerek sürüklenecek

Sevincim kırık bir sandalla
gidiyor uzaklara
Bir masal prensesi gibi yürüyüp aşka
bir dilenci olup çıktım dışarıya

Neşe Yaşın

Savaşa gitme oğlum

Ölmenin ve öldürmenin değil yaşamanın ve yaşatmanın kahramanı ol. Gücünü silahlardan değil sözcüklerden al”
Savaşa gitme oğlum. Vatanı seviyorsan onun için ölmeye ve öldürmeye değil yaşamaya ve yaşatmaya git. Vatana hizmet etmek istiyorsan bahçıvan ol; bahçelerini çiçeklendir. Evsizler için evler, gençler için kültür siteleri yap. Bir fedakârlık yapmak istiyorsan yaşlıların bakım programlarına katıl, engelli çocuklar için festivaller, ayrımcılığa uğrayanlar için gösteriler düzenle ama savaşa gitme. Gençleri başka gençlerin katili ya da ölü olmaya gönderiyorlar. Onlara inanma oğlum.

Söylenen her şeye inanma. Onların “vatan haini” dedikleri vatanı en çok sevenlerdir. Onlar, yalnızca kendi vatanlarını değil başkalarının vatanını da sevenlerdir. Onlar, yalnızca kendi oğullarını değil başkalarının oğullarını da sevenlerdir. Onlar, farklı düşünme ve bunu dillendirme cesaretini gösterenlerdir. Vatan, üzerinde yaşayan insanlar olmadan nedir ki? Bu insanların çeşitliliği bir zenginliktir; farklı diller, farklı kültürler, farklı düşünceler bir arada ve armoni içinde en güzel ülkeleri yaratırlar. Kimseyi senden değişik diye, senden daha az eğitimli, senden daha yoksul, senden daha farklı düşüncelere sahip, senden farklı bir yaşam biçimi içinde diye hor görme. Bir insan hayatından daha değerli hiçbir şey yoktur ve her insan bir vatandır bunu unutma oğlum.

Belki sana okullarda çok şey anlattılar. Televizyonlarla düşüncelerine girdiler ve kafanı karıştırdılar. “Düşman” dediklerinden nefret etmeni sağladılar. Ama “düşman” da bir insandır ve onun evinde senin adın da “düşman”dır bunu unutma oğlum. Bu “düşman” denilen ve öldürmen emredilen genç kimbilir sana ne çok benzemektedir. Farklı bir dil konuşsa da belki senin düşlerine sahiptir. Belki sen de onun yerinde olsan onun heyecanlarına kapılır onun yaptığı yanlışları yapardın. Başka bir ortamda tanışsanız belki de çok iyi arkadaş olurdunuz.

Sen hiç savaştan çıkmış bir ülke gördün mü oğlum? Bir savaş belki üç gün sürer. Ama onun açtığı yaraların iyileşmesi yüz yıl sürer. Bu dünyada savaşı destekleyen, savaşa yardımcı olan herşeye karşı çık, hayata sahip çık oğlum. Derler ki bir dava uğruna canını verenler kahramandır.

Şunu bil ki canını vermeye hazır olan can almaya da hazırdır. Canını verme oğlum. Onu ve başkalarının canını beraber koru. En büyük kahramanlar canı koruyanlardır… Sana diyeceklerdir ki “Sen onu öldürmezsen o seni öldürecek; aileni öldürecek. Ateş et!”. Hayatta asla bunu yaşama oğlum. Bir şey için savaşacaksan dünyadan savaşı yok etmek için savaş. Barışın yollarını döşemek için çalış. Ülkeni seviyorsan savaşa gitme.

Kolay olan savaştır ama zor olan barıştır oğlum. Sen bir barış yapıcısı ol. Bir kahraman olacaksan savaşın değil barışın kahramanı ol. Ölmenin ve öldürmenin değil yaşamanın ve yaşatmanın kahramanı ol. Gücünü silahlardan değil sözcüklerden al. Öyle konuşmalar yap ki kötülerin bile kalbi erisin. Öyle projeler yap ki dünya değişsin. Savaş ölüm ve yıkım demektir. Sen yaşamı ve onu gönendirmeyi seç.

Asla ve asla savaşa gitme oğlum. Silahları değil aklını kullan. İnsan, her sorunu çözebilecek kadar zekidir bunu unutma. Dünya, dizi dizi mezarlarla dolu. Üzerlerinde genç insanların isimleri yazılı. Hepsi de savaşlarda öldüler. Birbirlerini öldürdüler. Bunların çoğu yoksul insanlardı. Bir kısmı parlak sözlere kanmış gençlerdi. Bu insanlığın bir utancıdır ve bunu durdurmanın bir yolu vardır. Ben, seninle en çok savaşa gitmediğin için gurur duyarım. Bunu göğsüme şeref madalyası diye takarım. Savaşa gitme oğlum.

Neşe Yaşın

Ateş Çiçeği

Seninle sevişirken
akışını duyardım
damarlarımızdaki nehirlerin

Sarsılırdı dünya
anımsatmak için bütün çiçeklerini

Seninle sevişirken
o kıvrak ve doyulmaz ritminde
yaşamak adındaki titreşimlerin

Bir kuş gökyüzünde
okyanusun dibinde balık
mırıl mırıl bir kedi

Sevişirken ulaşırdım
çok uzak bir şehire
tarih öncesinde

Sarılırdım teninin fısıltılarına
gövdem kayan bir yıldızdı
kaynayan dalgalara

Ağzının içinde
ıslak ürperişler
çağırırdı düş ülkesine

Bir an
gözlerini görürdüm
o delip geçen
büyülü kıvılcımda

Yürürdüm
içindeki yolda
bir çığlık gibi çoğalarak

Seninle karışırken
titreyip yanarak
uçardık
bulutlarca yumuşak

Güneş açardı
ıslanmış yapraklarımıza
bir tomurcuk patlardı dalda

Eğilip öperdim
küçük damlacıkları alnında
bir ateş çiçeği
denizlerin kıyısında.

Neşe Yaşın