Mathilda F

          beni gideceğin yere kadar bırakabilir misin?

küfürlerle geçen çocukluğunu
bileklerinin bekaretini
ve kendine intiharla gösterdiğin
o gerçek yüzünü al,
beni aşağıda bekle!
acılarımın anahtarlarını alıp geliyorum
birazdan allah’ın gelecek
bataklıkta boğulan itler gibi öleceğiz!

daha sonra
bir yılana satar gibi
bana bir yalan satın al
ve zehrimin
seni gebe bırakabileceği bir öykü yaz!
belki iyi bir okula yazdırır
iyi bir orospu çocuğu yetiştiririz
belki ravelin bolerosu’ndan nefret eder
belki tüberküloz olur
belki de alnı secdeye değer?
mathilda,

bir hayvan çıkar ağzından
yeryüzüne iblis yağar
bir hayvan ki
boynuna geçirilen sutyen
dizginler kadınlığını
bir hayvan ki gözleri yok
dokunarak bulur et parçalarını
ve bir hayvan ki bir gün vurulur
kan emerim göğüslerinden

mathilda,
inan!

cehenneme girebilmek için
daha iddalı sevişmeliyiz!

mathilda,
hazırlan!

artık hiç kimse gelmeyecek
yalnızlığını al ve aşağı in
içine giden yolun ortasında
beni bekle!
acılarımın anahtarlarını bulabilirsem
gelip sana çarpacağım
ya da chopin’in beni itmesini bekleyip
üstüne düşeceğim…

her halükarda
yaramaz bir çocuk,
bir elinde annesinin eli
bir elinde jilet koleksiyonu
sana doğru gelecek
ve ben
bir yaz gecesi
rakı içerken
onu aldıracağım…

mathilda,
anla!

“iyi insan” olmak
bize hiçbir zaman
yakışmayacak…

bu yakınlarda birlikte ölebileceğimiz bir yer var mı?

Ümit Aydın

Oxymoron

ben,
benden çok uzaktaki bir iç savaştan
ağır yaralı dönerken
üstüne giydiğin o yalnızlığa
çok yakından baktım
beni affet!

etrafı dikenlerle çevrili
o esmer şehirde
beni öpersen
saçlarından kan akar
boşluğuna açılan kapının önünde
intihar etmeme izin verme
beni terk et!

kendisinin kıyısında
ağlayan bir çocuk var
geçmişiyle başa çıkamayan
yolculuğunun tam ortasında
seninle Oblomov’u tartıştı
dudaklarımı kestiğin bileti
bagajında unut
ve gözlerini kaybet!

1987 numaralı peronda
trafiğe takılmış bir yüz görüyorum
hiç kimse tarif edemiyor gideceğim yeri

“biz de bu şehrin yalancısıyız”

elleriyle yağmura şekil veren
karanlık bir yalnızlığın
içine boşalan Tanrı,
kabul etmiyor
akreditasyonunu kaybetmiş
sosyalist bir çocuğu…

“Tanrı yardımcın olsun”
hadi reddet!

bilinçaltına eğilip
üstüne yeni doğan güneşin vurduğu
içinden akan denizi gördüm
içimdeki çocukluğu aldırdın

“semi allahü li-men hamideh”
simsardır bekâret!

bazen ağ atılınca lama’lara
(Afrika hariç, entrika dahil)
objektife takılan mavi bir lens gibi
ölümün Salacak’dan doğuyor
bir virane takanın prezervatif kullandığını düşün
ondan sonra Bergman için ağla!
Werther’in acılarını oku
Sabbah’a inanma

ya da siktir et!
kör bir balıkçının kırık aynasında
ölü bir gelecektir geçmiş…

sen
sana çok yakın bir OHAL bölgesinde
21. yüzyıla ağlarken
üzerime alındığım aşka
karşılıksız senetler verdim
göğüs kafesimdeki şiirasi ve asgari şurada
eğer kimseye göstermeyeceksen
sana annemin kimliğini hediye edeceğim

ırkım meşktir benim,
ülkem insan
gözyaşın başkent!

kürtaj isteyen Karayel
babalık davasına çağırıyor Keşişleme’yi
kötü amcalar oyuncak silahlar hediye ediyor
bense kâğıttan yaptığım gemileri siyaha boyuyor
Akdeniz’e bırakıyorum
ayrı şehirlerde
aynı miktarlarda ıslanalım diye…

dilim şiirdir benim
rengim gökyüzü
şivem yeryüzü
kalemim kardeş
kalemim sevgili
kalemim son kent!

ve seni seviyorum Antigone!

Ümit Aydın

Folie à Deux’un Müslüman Oluşu

Monomani: iştah!
için öyle iştahla dolar ki
canın bir şey istemez
olay niye danimarka’da geçer?
fransızlar atmış altı tane sone yazamaz
intihar eden şairleri hatırla
hatırla bazen yorulur insan kendisi olmaktan

bir peygamber olur
her sene on gün önceden gelir
bir martı ölür
bu bir gaflet
bu bir merhamet
ama ingilizler yazar

ve ‘el tango de roxanne’ı dinlerken Rostand
Bergerac iyi koku alır
artık bir mezhebsin
buna alışsan iyi olur


yeryüzündeki ölülerin
sevişemeyeceği kadınlar kadar yalnız
bukowski ezberleyen yarınlar kadar
mekruh ve kirli bir beden
ve her yer karanlık
aç artık gözlerini
cinayet değil
esrar değil
düzülmüş düz bir kaderin üstünde
maraz değil
kırmızı yanaklı bir sübyan gibi
içinde var
gölgende de var
trafik kuralları kadar net olmalı
aşkın manifestosu
yaklaşırken biraz yavaşla
kalbim artık yar’a geçidi


heybemde ikinci tekil şahsa yaralar ve minareler
baş ucumda “Tezer Özlü’den Leylâ Erbil’e Mektuplar”
avcumda gece
avcumda hallaç
avcumda eski sevgili
tuhaf bir kadın ve karanlık bir gün
çorabı kirlenmesin diye
çamura yalın ayak düşer
gün de düşer, kadın da düşer
istanbul’u özleyen bir sevgili,
istanbul’dan nefret eden bir keşiş gibi


birinci geleneksel, üçüncü tefsir
eski bir çocuğu andırıyorum
oysa biraz önce elimdeydin
şimdi nereye koydum seni
hatırlamıyorum
oysa tecrid altında
teheccüd namazı kılınmaz
oysa bir piçin koynunda beni düşünüyorsun
ben pazarlıkta anlaşamıyor,
ellerime bakıyorum
ellerim dolu
ellerim,
içine iç geçirmiş yalnızlık avcıları
üstüne zafiyet
üzerime iyilik satılık
anlaşılan benim de
senden aşka kalır yanım yok


şimdi “nasıl olur” diye sormadan
en büyük hayalini yakmak için
bir enkazın altındaymış gibi
bir yangının ortasındaymış gibi
son nefesini ağzıma
ayet olacak şekilde bırak
adı vicdan,
adı hürriyet olsun
ama birini öldürmek gerek
aşk uğruna
ecelin ve hesap günün adına
tekrarla;
tanrı yalnızdır
tanrı yalnızdır
tanrı yalnızdır


tevhîd benimdir ki
yaşamak için ele geçiririm seni
aç bacaklarını da iyi dinle
yusuf’un kuyusunda
yusuf ile buluşulmaz
elzem, yaralı, sığınak
öylece bir duruş,
öylece bir aşk
anlaşılan senin de
benden isteyecek bir cehennemin var
adı aşk
adı kafir
Ezra yalan söyler


sana sözümdür ki
o ağır ve mukaddes cüz’ün
ikimizi de ıslah edemeyeceği gün
kalbimizi küfre açacağız
ve ben hayatını
Roxanne’ı öldürmeye adamana
izin vereceğim
sana yeryüzünden, gökyüzünden, yedi düvelden
beyaz altından elbiseler getireceğim
Nasr’ın ve Nisa’nın vesayeti gibi


al eline mideni
al eline beynini
iyice bak
kendine davetiye çıkaran
bir daha kendi olamaz
“Sizin gizlinizi de bilir, açığa vurduğunuzu da
Sizin daha ne kazanacağınızı da bilir” (En’am, 6/3)
ama ‘Zenîme’ çok güzel isimdir

kadın ve ima’da
baldıran bulamayınca, salyangoz satılır
tek ilke ikiyüzlülük
mahallemize bir anne gelir
içinden şarap gelir
ne sahtekarız ki
annelerin de sevişebildiklerini
hiç kimse söylemez
ama nasıl olduğun’u anlamadan da
aşık olunmaz!


danimarkalılar, fransızlar, türkler, ingilizler
biz dünyalılar, biz uzaylılar
insanların tanrısı insanlar
ülkelerin tanrısı ülkeler
ve kuşkusuz ki
alemlerin rabbi de allemler

de ki;
ruh’un öz’e döndüğü vakit
öz de ruh’a dönecektir
bedenin, cinsin, çocuğun özgür
ölümün özgür
in’lerin, umman’ların özgür
tutsak etmeden bana
uyuşukluğunu tırnaklarınla kazıyarak gel

ve örümcek ağları bozulmadan
ve uğruna ölünecek
bütün aşkları öldürmüşken
sana ilk emir: oku!

yaşamak için imsak vakti!

Ümit Aydın