Zannetsin iyi bir iş yaptı da mükafaat aldı

    Çamlıbel’li iki bacanak Ataköy’de bir yaz günü üç beş kişiyle birlikte kahvenin önünde oturmuş çay içerlerken iki gün önce yayladan gelirken yağan yağmurlar nedeniyle kayganlaşan yolda büyük bir tehlike geçiren arkadaşlarını dinliyorlar. Arabanın nasıl kaydığını, şoförün kapıyı açıp nasıl aşağıya atladığını, sonra arabanın yolun kenarındaki küçük bir kızılağaca nasıl takılıp kaldığını can kulağı ile dinlerken oradakilerden birinin beş ltı yaşlarındaki yaramaz çocuğu Çamlıbelli Ahmet’i rahatsız edip duruyor.
    Çocuk iki de bir Ahmet’in şapkasını yere atıyor, Ahmet şapkasını yerden alıp silkeliyor tozlarını temizleyip başına koyuyor. Çocuk bir kez daha aynı işi yapıyor. Ahmet’in kulağına parmaklarıyla vuruyor, yetmemiş gibi ensesine bir de şaplak indiriyor. Oturanların hepsi olanları görüyor, sesleri çıkmıyor. Üstelik çocuğun babası da çocuğunu azarlamağı bırakınız, uyarmıyor bile.
    Ahmet her ne kadar Ataköy eniştesi olsa da Çamlıbelli olduğu için kendini yabancı sayıp çocuğa bir şey demeğe çekinir.
    Çaylarını bitirip kalkarlarken cebinden çıkardığı bir yirmibeş kuruşluğu “aferin” deyip çocuğa verir.
    Bacanağı ile kayınpederinin evine doğru yürürlerken bacanak dayanamayıp sorar:
    – Ula Ahmet çecuk o kadar eziyet etti sağa, sen da çikarup para verdun oğa, habu naşı işdur?
    – Ne edeyim ben bir tokat atamadum oğa, zannetsun eyi bir iş yapti da mükafaat aldi. Yapar oni başkasina da vurur kırarler agizini burnini.

Kaynak: Temel Kimdir / Ömer Asan / Heyamola Yayınları / Sahife: 33-34