Unutamam ki Seni

Birden bire şimşek gibi çarptın beni,
Hiç aklımda yokken, hatırlattın kendini,
Keşke hiç aramasaydın beni,
Düştün aklıma unutamam ki seni….

Yine eskisi gibi olalım diyorsun, ağlıyorsun,
Bir daha olmaz sende biliyorsun,
İnan beni çok üzüyorsun,
Düştün aklıma unutamam ki seni…

Seni seviyorum diyorsun,
Benim seni sevdiğimi nerden biliyorsun,
Bana çok acı çektiriyorsun,
Düştün aklıma unutamam ki seni…

Senden kopmak çok zor geldi bana,
Sarılmak istiyorum sımsıkı sana,
Bir daha sevme diyor aklım ama,
Düştün aklıma unutamam ki seni,
Sevdim bir kere unutamam ki seni….

Melisa Gürpınar

Her Harf Bir Melek

“Şiir bir yolculuktur”
Demiştim bir gün anneme.
“Hayatın düşselliği
Ve derin gerçeği aşkın,
Eğer beni çağırırsa,
Kaçınılmaz bir yolculuk olur hem de.”

Annem gülümsemiş, 
“Önce doğanın dilini öğren,
Bir harita gibi
Göstersin sana gizli yolları
Yazıya giden”
Diyerek, 
Yaşlı incir ağacının
Alçak bir dalını
Kendine doğru eğmişti.
Ağır bir ayrılık düşüncesi,
Artık gölge gibi
Vurmaktaydı yüzüne.
Elinizdeki kavak inciriyle
Şaşkın ve kararsız
Kalakalmıştı,
Hüznü bir güz ikindisinde…

Bense,
Annesinin elini bırakıp kaçan
Küçük bir çocuğun merakıyla,
Nereye varacağımı bilmeden,
Olanca gücümle
Uzaklaşmak istiyordum o gölgeli bahçeden,
Gençtim.
Bir ömür boyu koşabilirdim,
Yere düşen bir yaprağın içindeki
Saklı harflerin peşinden.


Dön çocuk yüreğim,
Dön tahta evine.
Orada bekliyor 
Annen ve herkes.
Tahta masa, tel dolap,
Çini soba yerli yerinde.
Kuyunun yanı başında
Üç beş nergis açmış bile.
Bak karakış neredeyse bitecek,
Okunmuş eski bir kitap gibi
Çekilecek köşesine.

Haydi koş çocuk yüreğim.
Aç bahçe kapısını
Gir içeri.
Fıstık çamı kurumamış,
Kurur mu hiç.
Seni bekliyor
Dal uçlarında ışıldayan damlalarla.
Alakarga tekir kedi,
Anılarda kalan 
Ne varsa bekliyor seni.
Çatıda uçan kiremitler,
Harf olmadan eski renginde.
Pencereye kirli bir perde gibi asılan
Mart güneşi,
Harfsiz de güzel.

Hayatımız, 
Yazıya emanet edilmemiş daha.
Yazı yok,
Ama umut var evimizde.

Kimseciklerin gülmüyor mu yüzü?
Gülmesin, ne çıkar.
Onlar aptal!
Demek örümcek ağları dolanmış
Yaşlı kızların saçlarına?
Kurumuş
Kar ile pekmez,
Önlerindeki çanakta.
Olsun,
Sarhoş dayının
Seni her kucaklayışında,
Yüzüne bulaşan,
Şarap kokulu bir sevgi
Ve güven duygusu var ya,
O yeter sana!

Daha senin için doğacak,
Aşktan da büyük
Aşklar var ufukta.

Yaşanacak hayat,
Şiirden uzun,
Kavgalar şiirden zorlu,
Ve gözyaşı,
Şiirden çok daha parlak
Olduktan sonra,
Odalardaki hüzünlü suskunluk,
Küstürmesin seni çocukluğuna.

Kırık bir çömlek parçası gibi,
Binlerce  yıldır
Yeryüzünün yürek atışlarını
Duyanlardan ol,
Kulağını dayayıp toprağa.

Haydi koş, 
Bak kim duruyor karşında!
İncir ağacına yaslanmış
Öylece duruyor.
Yazıya dönüşmemiş
Ve adı konulmamış bir kavrayışla,
Sözden önce sevgi vardı dercesine,
Görünmeyen kollarını uzatmış 
Annen sana.


Melisa Gürpınar
Her Harf Bir Melek / Varlık Şiir
Kitabın ilk ve son şiirleri

Konuşmalar

Söz,
şiire dönüşürken,
bir çocuk kâkülü gibi
kısacık mı kesilmelidir ille de?
Hayır!
Şiir annem gibi
uzun uzun seslenmelidir
uykusunda,
olmayan sevgiliye.

Durgun,
derin soluklu,
içine kapanık olmalı,
belki de bütün gün
uzanmalıdır koltuğunda.
Bir sanduka kadar heybetli
ve düşünceler kadar ağır
çantası da,
durmalı ayakucunda.
Ama,
kendini ölümsüz sanan
ve her sabah
bir umut çiçeği açan
yüreciği,
hiç durmadan kıpırdamalıdır
yün yeleğinin altında.

Perde inmiş gözlerinde
oynaşan bin bir hayal
ve beyaz dudaklarından dökülen
kırık dökük anılar,
kimselerin okuyamadığı
eski yazı bir defterden
saçılmalı ortaya,
sonsuzluğu çağrıştıran
yaz bahçelerinde
uçuşurken kopuk sayfalar,
kör bir yılanın çevikliğiyle
kamışların arasından
akıp gitmeli gizlice yıllar.
İncir ağacının dibinde
kum falı bakan
dilsiz köle ise,
bir yanılsama olarak
görünmeli ara sıra
fotoğrafın arabında.

Şiir de annem gibi,
mevsimi
kuş seslerinden
aşkı
saklı bir mendilden,
tüm hayatını
gülden sormalıdır
bana kalırsa.
Ve hiç çıkmamalıdır
yaldızlı çerçevesinden dışarıya.
Aklı yürüyen bulutlara
ve oyuncak atına takılıysa,
ne yapsın şiir sokaklarda?
Eh bir de yolu düşerse
kalabalık alanlara,
eski dostların çoğuna rastlamalı,
aynı annemin yaptığı gibi
durup hatırlarını sormalı,
adresler almalı.
Sevinçten
al al olmalı yanakları ki,
anlaşılmasın yoksulluğu
yalnızlığı.
Aslında,
hep çocuk kalmalı şiir.
Avuçlarında ezik bir şeker,
yanaklarında tozlu yaşlar
ve yüzündeki mahzun gülümsemeyle,
pencereden bakan
öksüz bir çocuk olarak kalmalı.
Korkmalı gök gürültüsünden,
tabancadan,
kara örümcek ile perili köşkten.
Dili peltek çorabı düşük,
tekir kedisi kaçmış olmalı evden.
Eğilip denize dokunmalı,
düşlerinde yol alan
köpüklü yelkenliden.

Ölecekse de şiir,
yaşlanmadan ölmeli.
Yaşı belirsiz olmalı
aynı annem gibi.
Hiçbir ayna kırığına
basmadan daha,
tutunup rüzgârın ipine,
limon kabuğu kokan
camdan bir dünyaya
kayıvermeli,
kış odasına geçercesine
tüylü terlikleriyle.
Eğer ölecekse şiir,
buz tutmuş çığlığı yükselirken
göklere,
gecenin kanı sürülmemeli
saçlarına boş yere.

Melisa Gürpınar