konu bu değil

bir türkü dinlersiniz, eşlik edersin sen, “hangi bağın bağbanısan”
bir aşk oluverecek kadar bir aşinalık değildir ama konu bu değil

fakat konu bu değil, türküye eşlik etmen, aşk yahut karabasan
saat çok geçtir, birinin iniltisi dokuz yaşında, beden ve ateş
bunca yılda birkaç alfabe öğrettiler bana, biri arap biri kiril
orak çekiç ezilen halkların sosyolojisi,
ezilenlerin pedagojisi ve 1844 elyazması

senin adın zîn değil, benim ne mem ne tajdîn
benim adım bir şarkıda hiç geçmiyor, senin adın bir şiirde

bana bir kasım gecesi sen hiç türkü söylemedin
ben sana dördüncü kasım’da belki mem û zîn
o şair gibi söylersem, turgut uyar’ı ben çok seviyorum ben hiç sevmiyorum

muhacir değilim, mağrib bilmem ben maşrık bilmem
iltica edecek kadar cesaretim yok, şiirin içinde bir ülke

kürdistan serin bir kelimedir.

senin saçlarının kahverengi olduğunu aklımda tutarım ben.
kahvenin bir rengi olduğunu da. kahvenin kokusunu

da.

oysa hâlâ konu bu değil.

Mehmet Said Aydın

Aşmak

uzatmadan söylüyorum, dalga var aşılacak
allah’ım neden benimle değilsin, sorusu kadar
uzatmadan söylüyorum, şiir öğrenilen bir şeydir çünkü.
unutma bunları:
dalga var aşılacak, allah’ım neden benimle değilsin?
bir kadın vakitlice ölecek. bazı kadınlar vakit bilir çünkü.

tam üç tane dilde dalga demeyi biliyorum,
deniz demeyi biliyorum en az üç dilde
adım jim değil, adım jan değil, adım
uzatmadan söylüyorum, şiir öğrenilen bir şeymiş çünkü.
unutsan da olur bunları:
adım jim değil jan değil y ile, hiçbir dilde
ben en az üç dilde “seni özledim” diyebilirim en az üç dille.

geçide ilk çıkanımız vuruldu, polis arabasına işiyormuş
panzer ezdi ahmet’i, ormana taktık adını sonradan
çünkü zalimlik öğrenilen bir şeydir şiir değil unut
işte şimdi unutmaya başlıyoruz: şiir değil zalimlik
öğrenilen bir şeydir biz öğrenmeyelim hiç öğrenmeyelim biz
dünyanın bütün dilleriyle erdal diyebilirim ben, ahmet diyebilirim
en az üç dilde de devrim. devrim. revolution. serhildan.

Mehmet Said Aydın