Boğaziçi Notları

Akşamın rengi soldu gün gideli,
Batı maziye açtı bir dehliz;
Yaşlı bir levha şimdi mavi deniz
Abanoz gölgelerle çerçeveli.

Özlerdim pek şu köhne sayfiyeyi;
Orda oğluyla münzevi Ekrem;
Komşu gitmiş Sezai, bir görsem,
Onların hali belki benden iyi.

Bir gün elbet bu ayrılık bitecek.
Mevsimin son zamanı yaklaşıyor
Kargalar ufka bir çelenk taşıyor,
Bu bahar son baharım olsa gerek.

Hüseyin Siret Özsever

Gönül Sancısının İzleri

İçli ve heyecanlı bir yaratılışa sahip Hüseyin Sîret’in hayatının son yıllarının fiziki portresini Hakkı Süha Gezgin maharetle şöyle çizer: “Zarafet ve inceliğini, yılların bozamadığı ortadan uzun, endamlı bir gövde. Ak saçların muhterem sabahı ile ağarmış bir baş. Öyle bir baş ki içini zamana fethettirmemiş, fikrinin istiklâl bayrağını indirmemiştir. Güzelliğinden ziyade kibarlığı ile gözleri alan bir yüzü var. Tutukluğu sırrına erilmez, nereden geldiği bilinmez bir iç ahengiyle tatlılaşan konuşuşunu dinlerken hazla titrer, saygıyla toplanıp düzelirsiniz. Kaşlarında, göz kenarlarında ışıktan incinmiş gibi hafif bir kırışma sezilir. Alnında hiç geçmeyen bir gönül sancısının izleri okunur. Bu sancı, güzelliklerin anasıdır. Anber, ateşe düşmeden nasıl kokusunu bütün keskinliğiyle vermezse, duygulu gönüller de ıstırabın buhurdanına düşmeden tütmezler.

Terennüm

Gördüm, seni sevdim güzelim gonce-yi tersin;
Sevmek mi güzel, yoksa sevilmek mi ne dersin?
Ben ağlıyorum… sen de mi bitab-ı kedersin?
Sevmek mi güzel, yoksa sevilmek mi ne dersin?

Fark eyledim aşkınla bugün nur ü zalamı;
Sensin geceler manzaramın mah-ı tamamı.
Lutf et! Bana anlat bu muamma-yı garamı;
Sevmek mi güzel, yoksa sevilmek mi ne dersin?

Hüseyin Siret Özsever