İğde Kokusu

Eski günlerin yasını tutuyor kadavram,
oysa kendi halinde bir ömrü seçmiştim;
sevmek buysa belki kendimi özledim ben
sessiz ve yakınmasız yorgunluklarda!

Hatadan arınmış günüm olmadı hiç,
hiçbir günü karşıdan karşıya geçemedim.
Çocukluğum renkli taşlar topluyor kıyıda,
güneş kızların eteklerinde doğuyor hâlâ

Karın tokluğuna çırakmışım dünyada,
biriktirdiğim özlemler en büyük servetim.
İçimdeki ışık söndü girdiğim her tünelde,
olmadığım yerlerde arıyorum kendimi.

S u n u

Yol boyunca buram buram iğde kokusu,
kederinden çiçeğe durmuş ağacın biri!

Hüseyin Atabaş
Ünlem, Kasım-Aralık 2004

Bedeli Ömür Olan

Anlamıştım mevsimlerin değişeceğini
seni o sabah sesinden öptüğümde!..
Yağmur bulutları geziyordu üstümüzde;
aşk burcundayız aylardan ilkyaz kapısı,
kelebeklerin yazgısı ağıyor ömrümüze.

Kırağı vurmuş gibiydi sesinin rengi,
yine de vadileri gül kokuyordu teninin.
Dağlardan iniyordu gecenin ürpertisi,
yola sarkmış bir dal kuşkuydu yüreğin.

İçi daralıyordu bütün sevdiklerimin!..

Zamanı zamandan sağdın öyle bir anda;
ateşi çaldın, aşkı insanlara bağışladın!..
Yüreğimde denizleri kıpırdadı yurdunun
duydum, o anda hem beni öpüyordun
hem anne özlemini sürüyordun içinde.

Özgürlüğümüzün tarihini yazıyordun
ılık bir rüzgâr gibi okşadığın yerlerime.
Böyle bir günde nereden bilebilirdik
bir ömür olacağını bu aşkın bedelinin.

Dinle, sessizlik geziniyor sokaklarda!..

Hüseyin Atabaş

Nokta

Günün dağlardan inme vakti geldiğinde
mevsim güz, bulutlar yağmur kokardı,
sözcükler sevinçten uçardı adın geçince.
Eskiden insan varsa aşk da vardı, şimdi
o bildik gökyüzü değil üstümüzdeki.

Bir yanlışlık oldu, ömür de yoruldu
ömrümüz olmaktan. Hevesin huyu değişti,
yıldızları saymak geçmiyor içimden!…
Varsın umutlar eskiye dursun annem,
aynlıklar kapı aralıyor yeni buluşmalara.

Bir gece vakti aydınlığı olarak yeter ki
Yol göster bana tüm zamanlarda
Senin izinde bulurum ben kendimi!..

Sunu

Soru imi yerine ünlem de konulabilir
oysa her ömrün sonuna kesin bir nokta;
herkes kendi içine gizliyor ölüsünü!..

Hüseyin Atabaş

Gölgesi İçine Düşen Göl

Son birkaç yıldır içimdeki fırtına dindi,
kıpırdamıyor gözlerindeki yeşil seninse;
Ankara yağmurlarla geçiştiriyor kışlarını!..
Çoktan ayrılığı duyumsadı anlayacağın
                    saksıdaki karanfilin titreşimleri bile,
özlem beni de vurdu, evin kedisini de.

Ne zamandır seni bekliyor kapının önünde,
bense didiniyorum makinenin başında,
aşk şiirleri yazıyorum, fukara avuntusu.
Aslında bir nedeni yokken biliyorum
                    hızla ateşim yükseldi nesin nesiyse;
belki de en alıngan yerimden geçiyorsun!

Kötü uyaklara düşüyor söz ne yapsam,
bir zamanlar öptüğüm parmaklarının ucu
hâlâ hüküm süren o uzun sonbahar oluyor.
Gölgesi kendi içine düşen göl gibisin
                    ovada öylece yayılmış karnın,
yankısını dağın yuttuğu suskunluğumsun.

İncecikten bir kar yağmaya başlasa şimdi
ilkyaz umudu olurdu kaldığımız yerden.
Ankara o eski Ankara olurdu park küçüğü
çimenlerine yatıp yuvarlandığımız,
                    izi çıkar unuttuğumuz çocukluğun;
anılara sürünüyor evin kedisi, büyüdü!..

Hüseyin Atabaş

Sensiz Geçen Yaz

İzini sürdüğüm çöl göğünün gerçeği
sensiz geçen günleri bekledi yazla,
anasonlu gecenin biriktirdiği bulut
özlemleri kutsayan başak ve asma.

Eksiğinin biri sevmemekse insanın
sevdiğini söyleyememektir öteki de!
Bütün yalnızlıkları bana bıraktın,
ben ki ustayımdır aşkımı gizlemede.

İncecik beline sarıldığım düşlerin
bana hep seni taşıdılar yokluğunda,
denizleri özleyip bozkırı öptüğümde
sensizliğin sesi yankıdı dağlarda.

Dağlar ve ayna, dışarda ve içerde
yansımanın aslı gölge, gözü ışıksa
içime eğilenin gördüğü gökyüzüsün,
ötesi ben, kırık dökük, paramparça.

Geleceğin günü bekliyorum yine de
menevişi karınca yeniği bir yürekle.
Salınan yaprağım esintide günboyu,
Gel ki özlemler suya insin seninle!

Hüseyin Atabaş

şimdi bütün sevinçler

Aşklar öyküleriyle güzeldi eskiden, şimdi
her aşk bir öykü arıyor kendine;
ah benim uman bulunmayan umarsızlığım!
Kadının biri ısınma umuduyla dolaştırıyor
koynunda ellerini, adam apış arasında
arıyor güneşli günleri. Çile yurdu ömrüm
benim, komşudan soruyor adresini!…

Hüsn ile Nesli, Aragon ile Elsa: Ve gözleri
şehla aşkımız olmasaydı on para etmezdi
bu bendeki iyilik. Kuşlar kaçıverdiğinde
kentlerden -açları doyuramasam bile-
cıvıltılarını toplayıp getiriyorum geriye.
Duvarın önündeki gözleri bağlı adamım,
dilimde sevda türküleri.

Biliyorum, yalnızlığa umar değil söz,
her gün biraz daha alışıyorum kendime;
soluduğunu duyuyorum dünyanın. Kadınlar
ki, yeni sürülmüş toprak kokuyor tenleri.
Eski aşklara çağdaş öyküler yazıyorum
ve habire damarına giriyorum mermerin
sevda ile keski ile murç ile…

Kışı böyle böyle geçirdim ve sıkıntıları
doldurdum ceplerime… ‘Yürü ya kulum’
sözüyle başladığını öğrendik devinim
tarihinin, utanç kılavuzumuzdu! Sarısabır
çiçekleri daha da sarardı yol boyunca
kayıverdi çocukların cebinden bilyeler,
şimdi bütün sevinçler cüce!…

Hüseyin Atabaş