Ben bir mekan-ı nȃsda mihmȃn idüm sana

Ol gün kanı ki gün gibi sûzân idüm sana
Olsan revâne sâve-i bî-cân idüm sana

Esrȃr-i kȃinȃta ezel cür’a-dȃn iken
Ben hȃnkȃh-i ʻışkda hayrȃn idüm sana

Ne gülde reng ü bû var idi ne sabȃda fer
Ben gülşenünde bülbül-i nȃlȃn idüm sana

Sen naz iderdün ehl-i niyȃza Medîne-vȃr
Ben Ka’be gibi çak-girîban idüm sana

Şahum Hayȃliysem ki cihȃn lȃ-mekan iken
Ben bir mekan-ı nȃsda mihmȃn idüm sana
Hayâlî

Anı hoş tut garîbindir efendim işte biz gittik

Anı hoş tut garîbindir efendim işte biz gittik
Gönül derler ser-i kûyunda bir divânemiz kaldı

Hayâlî

Gidenlerden bir şairimiz de 16. yüzyıl şairlerinden Hayali’dir. Hayali sevdiğinden ayrılırken insanın içine işleyen bir beyitle vedalaşır: “Anı hoş tut garibindir Efendim, işte biz gittik / Gönül derler ser-i kûyunda bir dîvânemiz kaldı.” (İşte biz gidiyoruz adına gönül denen delimiz, senin semtinden ayrılmadı / Onu hoş tut, senin ilgine muhtaç bir kimsesizdir.) Bence Divan edebiyatımızın en etkileyici ayrılış şiirlerinden biri, Hayali’nin bu gazelidir. 

Hüsrev Hatemi

Harâb olupdur ol âbâd gördüğün gönlüm

Harâb olupdur ol âbâd gördüğün gönlüm
Gamınla dopdoludur şâd gördüğün gönlüm

Cihanda başına sultan iken benim servim
Kul oldu sen şehe âzâd gördüğün gönlüm

Cefâya öykünüben cevre can verir şimdi
Vefâ vü mihr ile mu’tâd gördüğün gönlüm

Karıştı kara yere kûhsâr-ı mihnette
Hayâlî şimdi o Ferhâd gördüğün gönlüm

Hayâlî

O mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler

Cihân-ârâ cihân îçindedir ârâyı bilmezler
O mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler

Harâbât ehline dûzah azâbın anma iyi zâhid
Ki bunlar ibn-i vakt oldu gam-ı ferdâyı bilmezler

Şafak-gûn kan içinde dâğını seyretse âşıklar
Güneşte zerre görmezler felekte âyı bilmezler

Hamîde kadlerîne rişte-i eşgi takub bunlar
Atarlar tîr-i maksûdû nendendir yâyı bilmezler

Hayâlî fakr şâlına çekenler cism-i uryânı
Anınlâ fahrederler atlas ü dîbâyı bilmezler

Hayâlî