Yenilgi

Bir kadın iki çocukla
Çiviliyim odalara
Söylesem de söylemesem de bu böyle

Çıksam çıksam
Zincirim kadar özgürlüğüm
Yaşamak hep ötelerde

Dili kopmuş bir hayal çanı yüreğim
Sesini yalnız benim duyduğum
Vurur durur çığlık çığlık içimde

Dönüşü olmayan biricik şeymiş zaman
Yaşamak meğer ne büyük bir kazançmış
Kavradım acılar içinde kaybede kaybede

Şimdi hangi güzelliğe dönsem yüzümü
Tomurcuklara yakışmayan bir akşam güneşi
Parçalar kendini karşı tepelerde

Kimsem yok yüzünü sularıma düşüren
Buğulanmıyor bedenim kaç bin yıldır
Bir kadının ılık ince bedeniyle

Geçmişim batık geleceğim çoktan belli
Herkes gibiyim kanı içine akan
Yarasını diliyle yalayan bir hayvan evlerin ininde

Değişti tutkuların rengi ve nesnesi
Bir eşyalar imparatorluğunda yaşıyorum nicedir
Binlerce gerekçe içinde

Otuzbeşimdeyim, çabuk sinirleniyorum, tansiyonum var
Geçtiğim patikalarda kaldı büyük düşüncelerim
Bu yüzden hüzünle bakıyorum gençlere…

Şükrü Erbaş

Gitme demiyorum, hobi olarak gene git

Gitme demiyorum, hobi olarak gene git
Biraz dolaş, hava al, hava ver, ekonomiye can ver
Köpeğini gezdir mesela, parklar hepimizin
Elimde senedin var sen kaybedersin

Kutuna gidebilirsin yahut sinemaya
Hava güzel olacakmış yarın şemsiyeni alma
Sen yokken ben biraz uyurum, elma soyarım
Çıkmışken ceketimi de terziye verirsin

Gitme demiyorum, hobi olarak gene git
Saçlarını boyat, ne bileyim balyaj yaptır
Sahafları dolaş mesela, ucuz oluyormuş
Elimde elinin izi var, yıkarım görürsün bak

Suyuma gidebilirsin yahut yoğurt almaya
Hava sıcak olacakmış yarın öğlene kalma
Sen yokken ben biraz özlerim, çekirdek yerim
Çıkmışken raketimi de servise verirsin

Gitme demiyorum sevgilim, hobi olarak gene git
Hatta Ayı Yogi olarak git, KOBi olarak git mesela, kredi al
Yüzde on büyü, değişiklik olsun

Gitme yani
Bak, hobi lazımsa ben olurum hobi
Gitme
Bir daha söylemiycem

Bahadır Cüneyt Yalçın

Gözlüklü Şiir

İyi değiliz gözlük bak durmadan
kırmaya çalışıyorlar bizi hiç iyi
değiliz iki gözüm, bende can, sende cam
bırakmadılar, daha kırılacak ne varsa bizde,
gözlüğü olmayanlar çok mu acımasız oluyor
ne, çekip alıyorlar seni gözümden, öyle
çok eziliyoruz ki gözlük, sen bensiz kırık,
ben sensiz karanlık, nerde insanlık
bizi bu kadar kırmasalar, di’mi cam
dostum, onlara da birer gözlük alırdık!
Ne güzel gözümün önünde olman yine,
sensiz ne gülüşün tadı var ne de bakışın
sen olmayınca kötülük daha kötü görünüyor
gözüme, yumruklar daha zalim, sözler daha
sert iniyor yüreğime, sensiz bu dünya
bomboş görünüyor gözüme, sana gözüm
gibi bakacağım, artık senden başkasını görecek
gözüm yok, bizi görmeyenlere
söyleyecek sözüm yok, bizi çok kırdılar gözlük,
bizi tuzlabuz, bizi unufak, bizi camçerçeve
kırdılar da bakmadılar bir kez olsun cangözüyle,
şimdi hem cana, hem cama göz diktiler,
hem gözden düştük hem sözden, bir daha
kırılamayız gözlük, sonumuz olur kırılmak bir daha,
parçamızı bulamazlar ikimizin de! Ah ne bakacak
göz, ne görecek gönül bırakmadılar bize,
bir güzellik kalsaydı, iki ne dört gözümüzle
titrerdik üstüne, candan içeri olan camdan içeri
derdik demesine de, öyle bakımsız, bakışsız
bıraktılar ki gözümüzü, gönlümüzü, ne can
hevese geldi, ne göresi geldi camın,
biz birbirimize iyi bakalım gözlüğüm, canım,
belki onlar da iyi bakarlar kendilerine,

gözlüğüm, iki gözüm, kemiğim, bu sözlerimle
umarım kırmamışımdır seni, zira çok incesin
kırılırsın, kırılır arkadaşlığın camdan kalbi de!

Haydar Ergülen

Fulyaların mevsimi geldi geçiyor

Ama ben size daha acıklı bir şey söyleyeyim mi?
Fulyaların mevsimi geldi geçiyor, daha şöyle bir demet fulyayı kucaklayıp koklayamadım.
Büyük teyzemin dediği gibi, “varmış bir günahım ki taksiratını ödüyorum”.
Çok günahlarım var da taksiratı bu olmamalı.

Ahmet Altan

O Kara Kırlangıçlar Dönecek

o kara kırlangıçlar dönecek 
balkonuna yuvalarını asmaya, 
ve oynaşırlarken, kanatları yeniden 
çarpacak camlarına; 

ama senin güzelliğinle benim mutluluğumu 
seyretmek için uçuşlarına ara verenler, 
hani adlarımızı da bilenler… 
işte onlar… dönmeyecekler!

bahçendeki o gür hanımelleri dönecek
duvarlara tırmanmak için,
ve daha güzel kokularla yeniden
açacaklar akşamleyin;

ama kırağı çalıp da donanlar,
günün gözyaşları gibi, üzerinden
titreyen çiğ tanecikleri dökülenler…
işte onlar… dönmeyecekler!

o yakan sevda sözleri dönecek
kulaklarında çınlayarak;
ve kalbin uyanacak yeniden
o derin uykusundan;

ama tanrının huzurunda diz çökmüş,
sessizce yakaran insanlar gibi,
tıpkı benim seni sevdiğim gibi… hiç kimse
seni bir daha öyle sevmeyecek!

Gustavo Adolfo Becquer

Çeviri: Cevat Çapan

-Muzaffer kenara çek…ağlayacağım galiba…

fondaki şarkı bitti yavrum
pilotun apandisiti patladı
uçak düşüyor
ve birlikte ölmek kulağa hoş gelse de
ben atlamayı tercih ediyorum
olur ya denize düşerim
bir gemi geçer
(H.Albayrak)

Azeri çevirmenimiz, ilginç vurgusuyla Hakan Albayrak’ın şiirini okuduktan sonra, konuk bakana dönerek Rusça bir şeyler söyledi. Bakan bey ayağa kalktı ve beyaz şarap kadehini şerefe diyerek kaldırdı. Ayıp olmasın diye önümdeki su bardağını kaldırdım. Dedem böyle şeylere kızardı. Niyet önemli derdi ne niyetine ve ne anlamına yaparsan onunla değerlendirilirsin . Dedem haklıysa, Allah affetsin. Sonra Rusça devam etti ..ve başıyla sert bir selam vererek yerine oturdu.Ne dediğini merak ediyordum doğrusu.Azeri danışmanımız çevirdi. Kendisini ağırlamamızdan ve nezaketimizden dolayı teşekkür etmiş.Ayrıca Şahan bey gibi renkli bir kişilikle karşılaşmak bu ziyaretin en akılda kalıcı yeri oldu demiş. Çıkardı bir tarafı İngilizce, bir tarafı Rusça yazan kartını uzattı. Aslında bu sözler kendimi oldukça iyi hissetmeme neden olmuştu. Çünkü bir satir çevirmen, sarışın kürklü kadın ve konuk bakan aralarında Rusça sohbet etmiş hiçbir şey anlamadığım için sıkıntıdan patlamıştım.

-Bil mukabil bizim içinde sayın bakanla tanışmak şeref vesilesidir.Kendisini ağırlamaktan onur duyduk.Ayrıca şunu ifade etmek isterim ki , birileri bizi küçük ve parçalanmış haritalara inandırsalar da biz millet deyince Bir buçuk milyar insanı anlarız. Bu anlamda kardeşlerimize sevgi ve muhabbetlerimizi iletmenizi isteriz

Biraz daha hamasetten sonra bakanın yaptığı gibi başımla sert bir selam vererek yerime oturdum. Cidden doğrumu yapıyordum,böyle mi olmalıydı, bilmiyorum.Filmlerde gördüğüm gibi yapmıştım işte…Bakan bey birkaç kadehten sonra protokol adabını unutmuş çevirmen bayana öpücükler kondurmaya başlamıştı. Sonra kalktı, tokalaştık, Rusça bir şeyler söyleyip sağ taraftaki danışmanı olduğunu söyledikleri, yaz günü yanında beyaz kürk taşıyan güzel gözlü 40-45 yaşlarındaki bayanla VİP salonundan çıktılar.Bu durum içerideki resmi havayı dağıtmıştı. Şoför kanlı gözlerini ovuşturarak izin istedi. Hiç konuşmayan göbekli esmer adam, poposunu koltuğun önüne doğru getirerek ayaklarını uzattı ve bir sigara yaktı. Çevirmen masanın üzerinde parmaklarını kenetleyip,kafasını ellerine yaklaştırıp sağ yanağını ellerine yatırdıktan sonra gülümsedi.Gözümün içine bakarak ;

-Sizde şiir yazıyorsunuz değil mi?

-Evet..! Nereden bildiniz

-İstihbaratımız güçlüdür. Kiminle birlikte olacaksak , gizli servisimiz küçük bir rapor hazırlar

-Nasıl yani?

-Şaka, şaka ben google’dan baktım. Havaalanında bizi karşılayacak olanı tanımak için resminizi aradım. Bu arada sitenize denk geldim

-Nasıl buldunuz?

-Pek sevmedim..

İşte bu kısmı ben de sevmemiştim.Benim en değer verdiğim şey hakkında nasıl bu kadar sıradan ve alaycı bir ifadeyle ,böyle cevap verebiliyordu.Hem bu samimiyette nereden çıkmıştı. Laubaliliğin bu kadarı da fazlaydı.düşüncelerim suratıma yansımış olacak ki;

-hemen suratınızı asmayın öyle. Şiirleriniz güzel olabilir. İlginç bir ses renginiz var etkileyici. Ama karamsar ve sıkıcılar.Nasıl söyleyim, kan,öfke, zulüm, siyaset, hamaset…sizi kaç kişi okuyor ve dünya da neyi değiştiriyor? Sizin bu yazdıklarınız.neye yarıyor ? 

Allah’ım hakaret ederken ne kadar sakindi ve gözlerimin içine bakıp gülümsüyordu. Ağzıma bir sürü kelime dolmaya başlamıştı.büyük insanlık ideali üzerine bir nutuk çekecekken, ani bir hareketle balkon kapısını açıp dışarı çıktı. Başını havaya kaldırıp derin bir nefes aldı, gözlerini yumdu ve bir süre öylece kalakaldı.

-Şahan bey gelsenize…gelin ve benim yaptığımı yapın. Çok gerildiniz. Sabahtan beri koşturuyorsunuz bizim için.

-Teşekkür ederim..böyle iyiyim

– Ne kocaman bir martı

– Efendim

– martı dedim,binanın üzerinde kocaman bir martı uçuyor. Hatta beni seyrediyor…

Gayri ihtiyari yerimden kalkıp balkona çıktım. Cidden oldukça iri bir martı tepemizde dolaşıyordu.Başını aşağıya doğru uzattığında bize bakıyor gibi bir görüntüsü oluşuyordu..Bir taraftan gökyüzündeki martıyı takip ederek;

– Bence hemen aşık olmaya ihtiyacınız var

– Nereden biliyorsunuz ne olup olmadığı mı?

-Bende şiir yazıyorum

– Ondan mı bana karşı bu garip tutumunuz?

-Aşk şiirleri

-olabilir, herkes yazıyor…zaten……..

İşaret parmağını dudağıma koyarak beni susturdu. Bir süre yüzüme baktı. Çok güzel siyah gözleri vardı.Bakışındaki şefkat ve masumiyet kızgınlığımı almış,büyülenmiş gibi donmuş hatta kendimi onun 
İnsafına bırakmıştım. Dudağıma küçük bir buse kondurdu. İçerideki adamlara baktım.Bize bakıyorlardı utandım.Elimden tutup ,tekrar salona götürdü.masaya oturduğumuzda bütün kelimelerimi unutmuştum. Konuşacaktım.Tutukluk yapıyordu dilim.

-şey..

-Hemen aşık olmalısınız. Genelde yalnız insanlar dünyayı yalnızca idealleriyle görürler. Kendileriyle ilgili anlatacak şeyleri olmadığı için başkalarını anlatırlar.Çevresindekiler ne mal olduğunu bildiği için uzakları anlatırlar..Bu bir eksikliktir. Bütün kahramanların ortak özelliği nedir biliyor musunuz? Hepsinde kişilik bozukluğu vardır.Kendileri olmadıkları için başkaları olurlar.Başkalaşır ve o sıradan insandan uzaklaşırlar.Liderlerin arkalarına milyonlar takılır ama onlar yalnız ölürler

Ulan benim iki kıytırık şiirden yola çıktı , dünyaya saldırıyor diye içimden geçirdim. Gözümün Önüne Hakan Aslanbenzer’in “Dünyaya Saldıran Şair” kitabının çok sevdiğim kırmızı kapağı ve o kitapta okuduğum Thomas Dylan’ın “yazılan her şiir dünyanın anlamına bir katkıdır” sözleri geldi. Hanımefendiye de söylemek istedim. 

-Aşık olmalısınıııııııııııız..!

-Beni yoruyorsunuz.Derdiniz ne ? ne anlatmak istiyorsunuz.?


Söylediklerinin bir çoğu yanlıştı. Taşıdığım değerler adına aklım ve birikimim bütün bunları çürütüyordu.Ancak nefsim bu oyunu sevmiş, sevgili şeytan’ım kulağımın dibinde tatlı şarkılar söylüyordu. Tövbe Estağfirullah…Bu arada martı gelip balkon demirinin köşesine konmuş öylece duruyordu. İçerdeki ışık gölgesinin karşı duvara yansıtıyordu.Ürkütücü ama karmaşık şeyler geçti aklımdan…


-Aşık olmak için illaki dokunmak ya da konuşmak gerekmiyor.Bir insanın içine girmek için en uygun yer gözleridir.Aşk için bir çift göz bulmanız yeterli, ancak güzel ve derin olmalı

-Sizin ki gibi mi?

-Kompliman yapıyorsunuz. Hiç bakmadınız ki.. Sabahtan beri sürekli gözlerinizi kaçırıyorsunuz.. Ama ne amaçla sorduğunuzu tam bilmesem de söyleyeyim .Benim gözlerim olmaz.. Çünkü ben yarın çok uzaklara gideceğim. Bir daha göremeyeceksiniz. Ulaşılır ve sığınabileceğiniz gözler olmalı bunlar

-Ooof..! sıkıldım..saadete gelsenize

-Tamam sustum

Aslında bu oyunu sevmiştim.Susmasını istemiyordum.Bir süre bekledim.cidden susmuştu. Dönüp odadaki adama baktım.Benim ona baktığımı görünce gülümsedi. 

-Dilinizi bilmiyor, bilse de aptalın tekidir..

Benimle konuşmasını fırsat bilerek atladım sözünün üzerine;

-Pardon..Sabırsızlığımı hoş görün. Aslında sonunu merak ediyorum

-Sözlerimin sonunu mu? Yoksa bu gecenin sonunu mu? Hiç umutlanmayın,yatıp uyuyacağım..

-Bakın tepem atıyor, bu oyunu kendiniz başlattınız.Kendiniz söylüyor ,kendiniz yorumluyor , kendiniz bir takım sonuçlar çıkararak beni itham ediyorsunuz. Masada içkiyi hangi sebeple içmediysem, size de aynı sebeple dokunamam.


-Hımmm..Muhafazakar bir insansınız.

-Nasıl tanımlarsanız tanımlayın. Benim gerçekliğimde haram diye bir kavram var. Ve inanıyorum. Allah’ın yasak ettiklerini yapmam



-Amacım sizi kızdırmak değil. Açık sözlü olmak bir erdemdir.Çoğu içinden geçeni pat diye söylemez.Bu da benim dürüstlüğüm. Lafı uzatmayacağım.Hayat aşksız çekilmez.Şair dediğinde melankoli ekmek su gibi bir ihtiyaçtır. Platonik de olsa sana şarkılar dinletecek hüzünlendirecek bir kalp çarpıntınız olmalı….Şiirlerinizde bu eksikti…Tabii bu benim kendi fikrim.Kimseyi bağlamaz. Ben öyle yapıyorum. Burada kalacak olsaydım sizin gözlerinizi de kullanabilirdim. Çok sevecen ve sıcak bakışlarınız var. Ancak; Uyarmadı demeyin, böyle bir oyun oynayacaksanız, gözlerin sahibiyle iletişime geçmeyin,.konuşmayın ve zaten ..zaten..dokunmazsınız..

-neden

-O zaman hayalden gerçeğe geçersiniz, beklentileriniz bütün büyüyü bozar..Bu durum bir şairi çıldırtır,bomba gibi patlatır..Şairler aşık oldu mu iflah olmaz..

Sonra sustuk uzun süre konuşmadık.. Sanırım ikimizde konuşulanların kendimizdeki karşılığını arıyorduk. Gözüm balkondaki martıya takıldı.Kıpırdamadan öylece duruyordu.Arada bir başını sağa sola yukarı aşağı çeviriyordu. Bir şey arıyordu. Karanlıkta bir martı ne arar ki? 
Dışarı çıktığımda elimde olmadan balkona baktım.Martı gitmişti. Yerinde bir serçe oturuyordu.Kendi kendime “serçeler geceleri yuvasında olurlar” biliyordum dedim. Ne acayip bir akşamdı. Martılar,serçeler,gözler hepsi ne kadar karışmıştı birbirine. Serçe havalandı ve bir süre üzerimde uçtu.Beni mi takip ediyor.? Yürürken arada başımı kaldırıp bakıyorum tam üzerimde uçuyor…Yok..bu olamaz..yorgunluktan ve uykusuzluktan halüsünasyon görüyorum.Hemen yatıp uyumalıyım… 

Sabah havaalanından uğurlarken gözlerini ısrarla gözüme getiriyor ve bende ısrarla kaçırıyordum. Onun oyununda oyuncu olmak istemiyordum. Gülüşüp ayrıldık.. Dönüşte arabanın ön camındaki 
Kan lekesini fark edip şoföre sordum,

-Muzaffer bu ne

-Sorma müdürüm, biraz önce gelirken bir serçe çarptı..

– Öldü mü 

– Hayır müdürüm,yaralı ya da sersemlemiş..hızlı değildim park yerine yanaşıyordum. Mübarek hayvan ısrarla arabanın içinde birini arıyor gibi..

torpido gözünü açtı. Serçe oradaydı.Yavaşça elime aldım.Sımsıcaktı.Yanıyordu.Kalbinin atışını ve korkusunu içimde hissediyordum. Suratıma yaklaştırdım. Minik gözlerinin içinden pırıl pırıl bir ruh akıyordu. Masumiyet…serçenin gözündeki kamaşma, Azeri kadının sözleri…Allah’ım ne kadar yalnızdım.Kaç yüz yıldır …yapayalnızdım..

-Muzaffer kenara çek…ağlayacağım galiba…

“ Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” Kuran-ı Kerim (Rûm 21)


Şahan Çoker

Andım yine Sen’i her şey yâdımdan silindi

Andım yine Sen’i her şey yâdımdan silindi,
Hayâlin gönlümün tepelerinde gezindi;
Bu bir serâp olsa da hafakanlarım dindi..
Andım yine Sen’i her şey yâdımdan silindi.

Keşke hep aşkınla oturup aşkınla kalksam,
Rûhlar gibi yükselip de ufkunda dolaşsam;
Bir yolunu bulup gönlünden içeri aksam..
Keşke hep aşkınla oturup aşkınla kalksam.

Bir bilsem, vuslata ne zaman ferman gelecek?.
Yoksa bu yanan gönlüm durmadan inleyecek;
İnleyip en taze hislerle hep bekleyecek..
Bir bilsem, vuslata ne zaman ferman gelecek?.

Kalbim bir güvercin gibi titrerken adından,
Ne olur Sana ulaşmam için kanadından;
Bana bir tüy ver, pervaz edeyim hep ardından..
Kalbim bir güvercin gibi titrerken adından.

Ey kupkuru çölleri Cennet’e çeviren Gül;
Gel o bayıltan renklerinle gönlüme dökül!
Vaktidir, ağlayan gözlerimin içine gül!.
Ey kupkuru çölleri Cennet’e çeviren Gül!

Mecnûn gibi arkanda koşan kulun olayım,
Bir kor saç içime ocaklar gibi yanayım;
Sen’siz geçen bu acı rüyâdan kurtulayım..
Mecnûn gibi arkanda koşan kulun olayım..

Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta,
Rûhuma sisli-dumanlı bir kasvet yaymakta;
Göster çehreni ki, güneş gurûba kaymakta..
Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta…

Son demde hiç olmazsa gurûbum tulû olsun,
Gönlüm ufkunun en taze renkleriyle dolsun;
Her yanda tamburlar çalınsın; neyler duyulsun..
Ne olur, hiç olmazsa gurûbum tulû olsun..!

Fethullah Gülen


– Artık seni düşünmemeyi başardığım günler oluyor. (Soğuk Dağ)

– mektuplarımı aldın mı?
– üç mektup aldım, yanımdaydı, verdiğin kitapla birlikte
– ben yüzüç tane göndermiş olmalıyım
– bana yazdın mı?
– her fırsat bulduğumda, eğer almadıysan özetleyebilirim
– hayır
– ”umarım iyisindir, umarım düşüncelerindeyimdir, karanlık bir yere kaymamı önleyen şey sadece sensin”
– ben bunu nasıl yaptım, birbirimizi tanımıyorduk bile, sadece birkaç saniyeydi..
– binlerce saniye… ve her biri küçük bir kese elmas gibiydi… gerçek veya sahte olmaları önemli değildi, boynunun şekli bu gerçek.. seni kollarımın arasında hissedişim, kendime çekişim.. bu gerçek…

‎”bazı dinlerde üç kez seninle evleniyorum demen yeterliymiş ve evleniyormuşsun..

– seninle evleniyorum..
– seninle evleniyorum..
– seninle evleniyorum..”

– Artık seni düşünmemeyi başardığım günler oluyor. (Soğuk Dağ)

ana, baştan başlayayım, beni yine kundakla

“Bazı sürgünler o kadar derindir ki, dışarıdan sükûnet gibi görünür”

***

“…o an, hayatında ilk kez, bir insanın tek bir gecede tenine nüfuz edebileceğini, aşk anının, bir dalın ucuna toplanan su damlası gibi birikerek gelmediğini -tüm hayatını başka bir hayata geçirme anı olmadığını- daha çok arkanda bıraktıklarınla tanımlandığını anlamıştı.”

***

“-Bir ağaç dalındaki kar gibisin.”

***

“Birini unuttuktan sonra bile mutluluklarının ya da hüzünlerinin sesini hatırlayabiliyorsun, bedeninde hissedebiliyorsun.”

***

“…ana, baştan başlayayım, beni yine kundakla.”

***

“Aşkın ilk kez ölüme inanmamızı sağladığı bir an vardır. Kaybını düşünmüş olsan bile, uyuyan bir çocuk gibi sonsuza dek taşıyacağın birini tanırsın.”

Anne Micheals – Kış Mezarı

( İhtiyaç duyulduğunda yanı başımızda olmayan gerçeğin ‘yıllar sonra gölün bir tarafından dalıp diğer tarafından çıkan su kuşları gibi kafamıza dank ediverdiğini’ hatırlatan incelikli mizah duygusu..

A. Esra Yalazan)