no: naftalin kokusu

bana gel
her evde ben oturur
herzaman evde olurum

önce telefon gerekmez
rüzğarın telaşından haberim olur
kapıyı çalmadan gir
ayakkabılarını çıkarma
bakma öyle
birazdan tedavülden
kalkacak pul gibi
gençsin, yaşın müsait
daha çok kitap arasında
çok leylak unutulur

bana gel
her evde ben oturur
her zaman evde olurum

saçların biraz ilkyaz
biraz uyku iklimi
yüzün az asimetrik
yüzün zor ezberlenir
gel, teninin altındaki
mumları birlikte yakalım
ışık hızında karanlığa
batalım, aklanalım

bana gel
her evde ben oturur
her zaman evde olurum

bu çakmak
musahibimden armağan
taşı yok, bulamadım
ilaçlarımı bıraktım durakta
biliyorum
ölüme yakın bir mevsimdeyim
ne allah, ne şeytan
ben bir meleklere inandım
onları sevdim

bana gel
her evde ben oturur
her zaman evde olurum

adresimi söyleyeyim, yaz:
asimile ruhlar kenti
bir anı bırakmadan
biten aşklar bulvarı
bizi mutlu bilsinler sokak
no: naftalin kokusu

Hamdi Özyurt

Kokusu Düş Kırığı

karpuz hep aynı çatlar
tütün hep aynı çürür
ovanın büyüklüğü değişmez
güneş o güneş
nehir o eskisi
elin babası ölsün ölmesin
farketmez

kokusu babamın
kokusu nasıl desem
vagon kiri
bilenmiş yoksulluk
hasta posta güvercinleri
kokusu beslenmese
ölecek çocuk

babamın sıcaklığı
gölgede okul masrafı
kendisi yiğit ama
yüreği pusuda ceylan
-çeyrek maaşa çektirdi
bir tek fotokopiyi
o deyyus fotoğrafçı
elime geçse…-

kokusu babamın
kokusu nasıl desem
masal göğü
düş kırığı
hiç bitmeyen inşaat
taksiti tükenmeden kırılan pikap
kokusu şimdi şu an
şurasında burnumun
kokusu kar kıyamet
kıyısında ağustosun

dünya yoksulluğu dünyada kalır
o tren gitti
dönmez demeyin
hep elin babası yatmaz yerin altında
diner sızısı rayların
demeyin
elin babası başka türlü ölür
bu kesin

Hamdi Özyurt

Tütün Közü

kuşlar bile sökün etti
viran ikliminize
bağışlayın gelemedim
tel boyu
sınır taşı
koca deniz.. .
Vah çocuklar vah
beni beklemediniz

deprem işte
tuz bile sarsılıyor
ekmek içinde
yel vurmaz
rüzgar almaz
bir akrep yastığımda
düşler hayra yorulmaz

böyle mi morartırmış
ev bildiğiniz tuzak?
yılan bile
terk etti deliğini
aman ne de şirinmiş
canım uykularınız
vah çocuklar vah
kalkıp kaçamadınız

fidan bu
nasıl dayansın taşa, betona?
Kim bilir ne incindiniz
kandan beter kırmızı
gül goncası ağzınız
vah çocuklar vah
çürük yumurta gibi
ezildi başlarınız

artık boynum gamla bükük
tatlı öpüşler acemisiyim
ağzım çiriş çanağı
küfür çiğner
keder yutar oldum
yürek değil çocuklar
içimdeki tütün közü
yakar yakar ısıtmaz

Hamdi Özyurt

Çıplak Kal

nicedir dokunuşlar çakmaktaşı bu iklimde
gülüşler günahtan gerdanlık
sevişmeler göz yordamı
çıplak kal
bir çift güvercin olsun memelerin
gagasında göç külfeti, aşk kırıntısı
beni işgal etsin, çıplak kal

şimdi susam kavrulu bizim orda
mavi yarpuz şimdi
buğday kırılır bizim orda
akşam alacası şimdi
narin ceylana buz rengi bir dağgölü
benim içim kor kor
kızıl kor

küfürbaz kalkıyorum
ayıp sinmiş her masadan
türünü bilmediğim bir kuş oluyorum
kanatlarım gök yorgunu, tünek arıyorum
deprem korkuyorum
çağlayan düşüyorum
ip kopuyorum…
çıplak kal
pul kadar örtük yeri kalmasın
zarf beyaz etinin
çıplak kal
tenin namusudur kainatın
endamın kavaklarla aynı türküye dursun
tabanca gibi tehditkar memelerin
beni vursun
diriltsin vursun, diriltsin vursun,

Hamdi Özyurt

Saçlarını Sancıma Sür

yine güze, kahrolası yine güz
yapraklar yapraktan çok
sallanan ellere benziyor
merhabasız elvedasız sallanan ellere

yaz gibi uzadıkça bacakları düşlerin
kekeme bir mum fitilinden sarsılıyor
geri gelmez biliyorum, geçti gitti
anılar ırgatı bir hüzün kaldı geride
yıllar göldü ben fildim, içtim bitti

doğrultusu gammazlanmış
bir çocuk eşkıyayım
eti sedef egzeması, saçları lastik kokusu
ve sen, karşı kaldırımda kanayan bir gül
bulut üstünde yarısı, yarısı ölüm korkusu

bir eski zaman ölüsü resimlerden nasıl bakar?
kurutulmuş çiçeklerde bebek unutkanlığı
ne zaman ulaşır özlediği yıldıza
gözlerinden hiç durmadan
yükselen o merdiven?

kelebek düşü sinmiş giysilerime yazdan
kirden kokarsa koksun, yıkama
albümleri kaçır benden, şarkı falan söyleme
baygınlık tadında yanan ışığı söndür
gece sırlarını pul pul döküyor sokaklara
üşüyorum sarıl bana, saçlarını sancıma sür

Hamdi Özyurt


                                               

Dağçiçeği Sağanağı

kızım benim
en güzel şiirim
kırık kapımdan içeri
dağçiçeği sağanağı
hoş geldin

kalbim artık
ağzın kadar narin
ve ince dudaklarından
babamı vuranı bile affettim
nolur taşa değmesin
ayağı oğlakların
martılar ah martılar
kırılmadan kanatları
çıkabilse fırtınadan

tarihten eski bir müjdedir
bu caniçi felsefe
bu kısmet bu bereket
bu şaşkın matematik
neye dokunsam beş parmak yeşil
bir artı bir üç ettik

kızım benim
en güzel şiirim
kırık kapımdan içeri
dağçiçeği sağanağı
hoş geldin

Hamdi Özyurt

Değişen

sen bana daha az acır
beni daha çok severdin eskiden
yıldız düşerdi
öpüştüğümüz taraçaya
yavru ağzı bir sızı
bırakırdı dişlerin

adını bilmediğim
bir çiçeğe benzerdin
hani sularda açan
uğruna ölünesi
akşam akşam ay tozunda
bulanırdı ellerin
çarpıntı kuşlarıydı
göğsünde biryerlerin

bulutlar ertelese yağmurlarını
safi karanfil kokardı geceler
bir gözün sevinçten ağlardı
bir gözün üzünçten
hüznünde kol kola
mandolinli öğrenciler

şimdi en sevdiğim tablo
duvara dönük
meğer yanarken yürürmüş orman
meğer unutkan bir kıvılcım kalırmış
talan hızıyla geçen günlerden
sen bana daha az acır
beni daha çok severdin eskiden

Hamdi Özyurt