olmayana övgü

Sen bulamadığım,
tahta çıtırtılarında,
kapı aralıklarında,
eski sandıklarda aradığım,
…bulamadığım,
zümrüt yeşili bir tülbent gibi doladığım,
kilitli çekmecelerde sakladığım,
göğsümde fırtınasını dindirdiğim,
gurbetinde kaybolduğum,
sen,
bulamadığım,
hiçbir yere sığdıramadığım,
hiçbir boşluğa dolduramadığım,
havaya karıştırdığım,
toprağa düşürdüğüm,
ateşten kaçırdığım,
rüzgârda dolaştırdığım,
yağmura karıştırdığım,
zerrelerime bölüştürdüğüm,
buldukça kaybettiğim,
aradıkça bulamadığım,
ne olduğunu bilemediğim,
hayra da şerre de yoramadığım,
boynumdan çıkaramadığım,
avuçlarıma alamadığım,
yakamı kurtaramadığım,
suretini çıkaramadığım,
sen,
bilemediğim,
cevabını bulamadığım,
sırrını çözemediğim,
kabuğunu kıramadığım,
karanlığını ağartamadığım,
tane tane söyleyemediğim,
dilimi anlamına döndüremediğim,
tercüme edemediğim,
sen,
hiç bilmediğim,
bilemediğim,
meçhulüm,
kayıp hazinem,
gizli düşüm,
kanayan yaram,
gömüldüğüm çalılanmış kabrim,
ağıtım,
şenliğim,
düşündükçe kaybettiğim,
kaybettikçe düşündüğüm,
sen,
bilemediğim,
söylediğini duyamadığım,
dudaklarını okuyamadığım,
şifresini çözemediğim,
parolasını hatırlayamadığım,
aklımdan çıkaramadığım,
hafızamda tutamadığım,
yankısında yankılanamadığım,
tozuna bulanamadığım,
kala-balığına karışamadığım,
saçlarıyla yarışamadığım,
sen,
duyamadığım,
dünya gözüyle göremediğim,
hücrelerine kadar tanıyamadığım,
teninde konaklayamadığım,
terinde üşüyemediğim,
maniler döşeyemediğim,
yandığım,
yakamadığım,
söndüğüm,
söndüremediğim,
oklarımla vurup öldüremediğim,
zehrinde ölemediğim,
bahçesinde yaşayamadığım,
ücrasında tutunamadığım,
yabanım,
uzağım,
gidemediğim ve gelemediğim,
yolunu bulamadığım,
sen,
göremediğim,
yakınına varamadığım,
yürüdükçe ıraklaştığım,
hasretini kıramadığım,
vuslatına eremediğim,
sofrasına oturamadığım,
tadına bakamadığım,
doyamadığım,
ezeli açlığım,
açılmaz çıkınım,
etim,
kemiğim,
çekilmiş ruhum,
yitirilmiş soluğum,
geçmiş zamanım,
harcanmış geleceğim,
zamansızlığım,
aynadaki yokluğum,
uzandıkça kaçırdığım,
sen,
varamadığım,
kimselere soramadığım,
öfkesine kapıldığım,
merhametine sığındığım,
gizlice fısıldadığım,
açıktan anamadığım,
kendimden başkasıyla paylaşamadığım,
gölgesinden bile kıskandığım,
bilmecem,
muammam,
dalından düşen yaprağım,
yerine çürüdüğüm,
ucundan tutamadığım,
kapısına varamadığım,
sen,
içlenip de diyemediğim,
ruhumdan çıkaramadığım,
korkudan söyleyemediğim,
cümlesini kuramadığım,
yüklemini yüklenemediğim,
uç uca getiremediğim,
yan yana koyamadığım,
biriktiremediğim,
harcayamadığım,
hesabını kesemediğim,
başlayamadığım ve bitiremediğim,
seferine çıkamadığım,
haritasını çizemediğim,
limanına ulaşamadığım,
lisanını bilmediğim,
sen,
dilimin ucuna gelip de söyleyemediğim,
tek satırını okuyamadığım,
selamını alamadığım,
kelimelerinde dolaşamadığım,
zarfını açamadığım,
postaya veremediğim,
yolunu gözleyemediğim,
müjdesini alamadığım,
sedef kutuların içinde sakla-yamadığım,
kokusunu içime çekemediğim,
unutamadığım ve hatırlayamadığım,
sayfalarını çeviremediğim,
resimlerine bakamadığım,
sen,
okuyamadığım,
bakmaya kıyamadığım,
kem gözlerden sakındığım,
nazarından korktuğum,
ışığım, ışıksızlığım,
dünyadan habersizliğim,
divaneliğim,
biçare pervaneliğim,
rengim ve renksizliğim,
parmak izlerimde gezdirdiğim,
eksikliğinde eskidiğim,
örsünde örselendiğim,
sen,
dokunmaya kıyamadığım,
çitlerle çeviremediğim,
mevsimlerinde dolanamadığım,
dağlarında avazım çıktığı kadar bağıramadığım,
ürktüğüm,
çekindiğim,
bir türlü açılamadığım,
bir türlü kapanamadığım,
bir türlü istediğim kadar sevemediğim,
bir türlü aşkından kurtulamadığım,
sen,
çaresi olamadığım,
çaresini bulamadığım,
oya oya işlediğim,
ilmik ilmik söktüğüm,
işlemekle bitiremediğim,
sökmekle tüketemediğim,
bakınca göremediğim,
arayınca bulamadığım,
dokunmaya kıyamadığım,
sen,
olmayanım,
olamayanım!..

Gökhan Özcan

Sessizlikten bir önceki söz

Bazen fısıltıların sesi, kulakları sağır edecek bir yüksekliğe erişebiliyor.

Duyduğum bunca şey arasından hangisine, gerçekten hangisine ses denebilir?

Hiçbir zaman söyleyemeyeceğini bildiği binlerce sözle, hiçbir zaman durduramayacağını bildiği koca bir karmaşanın içinde yaşayıp gidiyordu.

İçini dökecek bir yer bulamayanlar, ömür boyu o ağırlığı içlerinde taşıyarak yaşamaya mahkûm oluyor.

Sanki sonsuzca sükut edip dinlemeye amade bir sahilmişim de, deniz beni orada yüzüstü bırakıp gitmiş gibi…

“Bizler, uçmak isteyen balıklar gibiyiz, elden ne gelir ki!” diyor Rilke hikâyelerinden birinde.
Ne çok insan, ne çok başka insanın içinde umutsuzca kök salmayı bekliyor.

Sadece kendisini hatırlatınca hatırlanan da aslında unutulmuşa dahildir.

Ne zaman “Kimim ben?” diye sorsa, etrafındaki hazırcevaplar hemen bir cevap tutuşturuyordu eline; kendi cevabını düşünmeye hiç vakti olmadı bu yüzden.

Dünya meşguliyetleri her gün insanlardan daha erken uyanıp bütün yol başlarını tutuyor.

Bulmayı umarak yöneldiği yerde, ne olmuşsa olmuş, kendini büsbütün kaybetmişti.

“Aradığım hiçbir şeyi yerinde bulamıyorum!” dedi biri. “Çünkü yerinde olmayan sensin!” dedi yanındaki.

Sırf bir daha bulamam korkusuyla, içindeki sonsuz sıkıntıya sımsıkı sarılan insanlar da var.

Küçük heyecanlar için büyük anlamları feda etmeye ne kadar çabuk alıştık!

Anlamı ustaca cilalanmış bunca artistik sözü, dev bir anlamsızlık yapbozunun parçaları olarak bir araya getirmediğimizden emin olabilir miyiz?

Nefes kesici herhangi bir güzelliğin ya da sarsıcı herhangi bir hakikatin, her şeyden önce hayrete düşürmesi ve dilsiz bırakması gerekmez miydi bizi?

İnsan ilahî ahengin bir parçası olduğunda hakikatin, aksi halde o hakikatin doğrulayıcısı olan yalanın bir parçası olur.

Sanma ki güneş, bir insanın doğumunu hayranlıkla izlemez!

“Hakikat, insanın sebeb-i vücududur; büyüklüğümüzü oluşturur ve küçüklüğümüzü bize gösterir” diyor ‘Yansımalar’da Frithjof Schuon, yani İsa Nureddin, rahmet olsun.

Hakikat hep bizimle; ama çoğu zaman biz onunla değiliz!

Sağda solda ne kadar oyalanırsak oyalanalım, coşkun bir nehir gibi akıp gitmekte olan hayat bizi bir yerde durur bekler zannediyoruz.

Kaybedilmiş hiçbir ânın yedeği yoktur!

“Kaybolmak istemiyorsan” dedi meczup, “bütün hayatını, en son nefesinden bir önceki nefesinde yaşa!”.

Gökhan Özcan