Bir Zamanlar Ve Şimdi

O zamanlar henüz duvağının çevresinde oynarken,
Sana bir çiçek gibi tutkunken
Kalbimi ince titreyişlerle saran
Her seste kalbini duyarken senin,
İnançla ve özlemle henüz
Zengin,senin gibi,resminin önünde dururken,
Yerini gözyaşlarım için
Bir dünya aşkım için buluken.

O zamanlar kalbim henüz güne dönerken
Sanki o duyarmışçasına sesini,
Ve yıldızları kalbimin kardeşi sayarken
Ve baharı Tanrı’nın ahengi,
O zamanlar,koruyu titreten rüzgarda
Henüz senin ruhun,senin sevinç ruhun
Kalbin sessiz dalgalarında kıpırdarken,
İşte o zamanlar altın gibi günler sarardı beni.

Yok şimdi,beni yetiştiren,doyuran
Yok şimdi o genç dünya,
Bu, bir zamanlar yeri,göğü dolduran bağır,
Ölü ve cılız bir anızlık gibi;
Ah! Bahar benim derdimi okuyor
Hala,eskisi gibi,şen,teselli edici bir türkü,
Ama yok artık hayatımın sabahı,
Kalbimin baharı soldu benim.

Sonsuza kadar acı çekecek o en sevimli sevgili,
Bizim sevdiğimiz şey,bir gölgeden başkası değil,
Gençliğin altın düşleri öldüğünden
Öldü benim içinde sevimli tabiat;
Neşeli günlerde anlamamıştın
Yurdunun sana böylesine uzak olduğunu,
Zavallı kalbim onu hiç öğrenmeyeceksin sen
Eğer sana yetmiyorsa bu tek düşü.

Friedrich Hölderlin

Ruh Huzuru

İyi bir şeydir insanın uzaktan bakabilmesi hayata,
Ve anlayabilmesi hayatın kendini nasıl algıladığını,
Ayakta kalabilen, atıldıktan sonra tehlikenin kollarına,
Fırtınalarda ve rüzgârlarda yolunu bulabilmiş birisidir.

Ama güzelliği tanımış olmaktır daha da iyisi,
Bütün bir hayatın düzeni ve yüceliği olan güzelliği,
Harcanan çabaların zahmeti mutluluğun kaynağı olduğunda,
Ve bilmek, zaman içindeki onca zenginliğin adını.

Yeşillenmekte olan ağaç, dallarla örülü zirve,
Gövdenin üstündeki kabuğu saran çiçekler,
Tanrının doğasından gelme bir hayattır hepsi,
Çünkü üzerlerine eğilmiştir göğün bütün rüzgârları.

Ama meraklı insanlar kalkıp sorduklarında bana,
Bütün bunları hissedebilme cesaretinin anlamını,
Ne olduğunu kaderin, yücenin ve kazancın, derim ki
O zaman, hem yaşamak, hem de düşünmektir yaşadığını.

Eğer doğa yalın ve dingin yaratmışsa birini,
Bu bir uyarıdır insanoğluna neşeyle bakmam için,
Neden? Çünkü korkutur bilgeleri bile açıklık dediğin,
Ancak başkaları da gülüp şakalaşıyorsa tadabilirsin neşeyi.

Erkeklerin ciddiyeti, zaferler ve tehlikeler,
Kültürden ve bilinçten kaynaklanmadır bunların hepsi,
Hedef ise tektir: İyilerin en yücesi,
Kendisini varlığıyla ve güzel kalıntılarla belirler.

Bir seçkinler topluluğudur sanki bütün bunlar,
Onlardandır ne varsa anlatılmaya değer ve yeni,
Hiçbir zaman kaybolup gitmez eylemlerin gerçeği,
Tıpkı yıldızlar gibi, yaşam da görkem ve neşeyle parlar.

Gözüpek eylemlerdir yaşam denilen,
Yüce bir hedef, uyum dolu bir devinimdir,
Atılımlar ve adımlardır, mutluluk kaynağı erdemdir,
Ciddi iştir, ama katıksız gençliktir buna rağmen.

Pişmanlık ve geçmiş, bu yaşamda,
Temsilcisidir farklı bir varoluşun, biri yolunu
Açar zaferin, huzurun ve çekilmiş
Ne varsa yüce alanlara;

Ötekiyse sürükler işkencelere ve buruk acılara
Yaşamı hafife alanlar yıkılıp gittiklerinde,
Ve imgeyle yüz dönüştüğünde
İyi ve güzel davranamamış birinin yansısına.

Bir yanda algınabilirliği canlı varlığın,
Öte yanda kalıcılık, insan eliyle,
Neredeyse bir ikilemdir, biri adanırken yalnızca
Duygulara, ötekinin yolu uzanır acılara ve yaratıcılığa.

Friedrich Hölderlin
Çeviri: Ahmet Cemal

Yurdavarış, Hısımlara

1

Orada Alplerin içinde aydınlık gecedir daha, ve bulut,
Neşeliyi şiirleyerek örter orada esneyen koyağı.
Oraya buraya toslar, yuvarlanarak şakacı dağ havası,
Çamların arasından dikine pırıldar aşağıya ve yiter bir ışın.
Yavaşça ivedilenir ve dilegelir neşeden titreyen Kaos,
Biçiminde genç ama güçlü, kutlar sevgi çatışmasını
Kayaların altında, çalkalanır ve duraksar bengi sınırlar içre,
Çünkü daha Bakkhusca doğar orada gün.
Çünkü sonsuzca gelişir orada yıl ve kutsal
Saatler, günler, daha yüreklice düzenlenmişlerdir, birleşmişler.
Yine de, farkındadır zamanın şimşek kuşu ve dağların
Arasında, yükseklerde süzülerek çağırır günü.
Şimdi uyanır köy de, bakar oradan derinliklerin içine,
Korkusuz, yüksekliğe alışık, dorukların altından yukarılara.
Gelişmeyi sezerek, çünkü şimdiden yıldırımlar gibi düşerler eski
Su kaynakları, yıkılanın altındaki toprak nemlenir,
Ekho seslenir çepeçevre ve ölçülmez atelye
İşler durur gün ve gece boyu, bağışlar göndererek, yoksula.

2

Dingin pırıldar gene de gümüşsü yükseklikler,
Güllerle doludur şimdiden yukarıda ışınlı kar.
Ve daha da yüksekte, ışığın üstünde barınır saf
Kutlu tanrı, kutsal ışınların oyunuyla neşelenerek.
Dingin barınır o tek başına, aydınlık görünür çehresi,
Yaşam vermeye yatkın görünür o etherce,
Neşe yaratmaya, bizimle, nasıl, ölçüyü bilerek,
Bilerek soluklananları, çekinerek ve esirgeyerek gönderirse
Hakedilmiş mutluluğu kentlere, evlere, yavaş
Yağmurları, toprağı açmak için, olgunlaşan bulutları, ve sizi
En güvenilir havaları, sonra sizi, yumuşak baharları, gönderirse,
Ve yavaş eliyle neşelendirirse yeniden yastakileri,
Yenilerken zamanları, o yaratıcı, dingin
Yüreklerini yaşlı insanların tazeler, kavrarsa,
Ve gelip derinlere dek işlerse, açarsa, aydınlatırsa,
Sevdiği gibi, ve işte şimdi yeniden başlar bir yaşam,
Çiçeklenir yürek, eskisi gibi, çağın tini gelir,
Ve neşeli bir yüreklenme şişirir yeniden kanatları.

3

Çok şey söyledim ona, çünkü, şiirleyenler neyi anlasalar
Ya da şarkı yapsalar, çoğunlukla meleklere ve ona dairdir:
Çok yakardım, babayurdu aşkına, ki birden
Çağırılmadan buyurmasın hemen tin bize;
Çok şey size de, babayurdunda tasada olanlara,
Kutsal şükranın gülerek kaçakları geri getirdiği,
Yurttaşlar! sizin için, taşıdı beni gene de göl,
Ve dümenci oturdu dingince ve övdü yolculuğu.
Gölün yüzeyinde uyandı bir neşeli dalgalanma
Yelkenlerin altında ve şimdi çiçeklendi ve aydınlattı kent
Orada erkenden kendini, herhal gölgeli Alplerden
Geldi yönlendirilerek ve dineldi şimdi limanda gemi.
Kıyı ılık burada ve dostluklu açık koyaklar,
Patikalarla güzelce aydınlanmış, yeşilliklerini ve pırıltılarını gönderir bana.
Bahçeler uzanır barışmış, parlak yoncalar hareketlenmiş bile,
Ve kuşun şarkısı buyur eder gezgini.
Herşey tanıdık gözüküyor, çabucak gelip geçen selam bile
Dostlardan gelir gözüküyor, her yüz hısım gözüküyor.

4

Değil mi ya! doğduğun ülkedir, yurdun toprağı,
Aradığın, yakındır, gelip karşılıyor bile seni.
Ve boşuna durmuyor, bir oğul gibi, dalgalarla hışırtılı
Kapıda ve boşuna bakıp aramıyor senin için sevgi dolu adlar
Şarkılarla bir gezgin adam, kutlu Lindau!
En konuksever kapılarındandır ülkenin bu,
Çekiyor dışarıya gitmeğe, çok şey vadeden uzaklara,
Oraya, harikanın olduğu yere, oraya, tanrısal yabanılın,
Yüksek düzlüklerden aşağıya inen Ren’in gözüpek yolu açtığı,
Ve kayalardan şen şakrak koyağı çekip çıkardığı yere,
Oraya, aydınlık dağlardan geçerek, Komo’ya dek gezinmek,
Ya da aşağıya, günün değişimi gibi, geniş göle inmek;
Ama daha çekicisin sen benim için, kutsanmış kapı!
Yurdagitmeğe, bence bilindik çiçekli yolların olduğu,
Orada arayıp bulmağa toprağı ve güzel koyaklarını Neckar’ın,
Ve ormanlarını, kutsal ağaçların yeşilini, orada seve seve
Birlik kurduğu meşenin dingin kayınlarla, gürgenlerle,
Ve dağlarda bir yerin beni dostça tutsak ettiği.

5

Orada karşılarlar beni. Ey sesi kentin, ananın!
Gelirsin sen, uyandırırsın bende çok eskiden öğrenilmişleri!
Onlardır onlar hala! hala çiçeklendirir güneş ve neşe sizi,
Siz ey en sevgililer! ve neredeyse daha parlak gözlerde, eskisinden.
Evet, eskisi gibidir hala! Genişler ve olgunlaşır, gene de hiçbiri
Orada yaşayanlardan ve sevenlerden, geridurmaz sadakatten.
Ama en iyisi, bulgu, kutsal barışın
Kuşağı altında yatan, esirgenmiştir o gençlerden ve yaşlılardan.
Budalaca konuştum. Neşedir o. Gene de yarın ve gelecekte
Gidip seyrettiğimizde dışarıda yaşam dolu tarlayı,
Ağacın çiçekleri altında, baharın bayram günlerinde
Konuşurum ve umutlanırım çokça sizinle, ey sevgililer, onun üzerine.
Çok şey işittim büyük Baba’ya dair ve uzun süre
Sustum onun üzerine, o ki gezgin zamanı
Yukarıda yükseklerde tazeler ve hüküm sürer dağların üstünde,
O bahşeder bize hemen göksel armağanları ve çağırır
Aydınlık şarkıyı ve gönderir çokça iyi tinleri. Ah, gecikmeyin,
Gelin, siz koruyucular! yılın melekleri! ve siz.

6

Evin melekleri, gelin! damarlarına hepiniz yaşamın,
Bütün hepsini neşelendirerek, dağıtsın göksel olan kendini!
Soylulandırın! gençlendirin! ki insanca iyi hiçbirşey, ki
Günün tek bir saati kalmasın şenlerden uzakta ve hem de
Böylesi neşe, şimdiki gibi, sevenler yeniden bulurlarken birbirlerini,
Onlara ait olsun, kutsansın uygunca.
Kutluladığımızda ekmeği, kimi adlandırabilirim ve
Günün yaşamından dinlendiğimizde, söyleyin, nasıl getiririm şükranı ?
Yüceleri mi adlandırayım ? Yakışık almayanı sevmez bir tanrı,
Onu kavramak, neredeyse çok küçük geliyor neşemize.
Susmak zorunda kalırız sık sık; eksiktir kutsal adlar,
Yürekler çarpar ve gene de geri mi kalır söz ?
Ama çalınan bir çalgı ödünç verir her saate sesleri,
Ve neşelenir belki de göksel olan, yaklaşırken.
Hazırlar o bunları ve neredeyse varır şimdiden
Barışa tasa da, neşelinin altına gelip yerleşen.
Tasaları, bunun gibi, ister istemez, ruhunda
Taşımalıdır bir şarkıcı, sık sık, ama ötekiler değil.

Friedrich Hölderlin
Çeviri: Oruç Aruoba