Sokak (Kûçe)

Sensiz mehtaplı bir gecede yine o sokaktan geçtim,
Bütün bedenim göz kesildi şaşkın şaşkın senin ardından baktım.
Ruhumun derinliklerinde senin hatıranın gülü parıldadı.
Yüzlerce hatıranın kokusu yayıldı.

Birlikte o sokaktan geçtiğimizi,
kanatlanıp o muhteşem halvette gezindiğimizi hatırladım.
Gönlümün senin arzunla kanat çırptığı ilk gün,
Bir güvercin gibi çatının saçağına kondum.
Sen beni taşladın! Ben ne ürktüm ne de kopup gittim.
O gece ve diğer bütün geceler üzüntünün karanlıkları arasında geçti gitti!
Ne incittiğin aşıktan artık bir haber aldın!
Ne de o sokaktan artık geçiyorsun!
Sensiz, ancak ne hallerde ben o sokaktan geçtim…

Ferîdûn-i Muşîrî
Çeviri: Nimet Yıldırım

Misafir

Dünya, hiç durmadan seferde olan bir tren gibidir.
Zaman raylarının üzerinde, süzülen yıldız gibi akar geçer.
Ezelin karanlık derinliklerinden,
ebedin bilinmeyen yarı aydınlık çöllerine
ne haberler götürüyor da, böyle acelesi var?!
Trenin yolcuları, ezelden ebede değil, ah, kısa bir fırsatta,
bu upuzun yolun iki durağı arasında
isteseler de, istemeseler de ilerliyorlar.
İki durak,
tanıdığın iki durak:
doğum ve ölüm;
iki yokluk arasında kısa bir varlık
Adı ömür ki o da, rüya gibi geçer gider.
Pencerenin kenarında, diğer yolcular gibi
bakış sürem içerisinde seyrediyorum:
bu ölü tabiatı, evreni, hayatı,
insanlığın kaderini,
bu hayat adı verilen yanık şarkıyı,
bir hiç uğruna delicesine kavgayı,
bu zulüm pazarında
insanın sığınaksız kalışını,
aileyi,
anneyi,
babayı,
vatanı,
evladı,
bizden önce o uçsuz bucaksız yollarda ömür tüketmiş yoldaşları…
Pencerenin kenarında, kendi hayalimle meşgulken
ansızın durak sesi, süremin bittiğini salık verir.
Yarım nefes alacak kadar beklemeyecektir,
inmek gerekir.

Ferîdûn-i Muşîrî
Çeviri: Nimet Yıldırım

Dünya Geçidinde

Gül seyrinden doyulur mu?
Gül ile arkadaş olan yaşlanır mı?
Yüzlerce dağ büyüklüğünde üzüntün
bir arpa kadar mutluluğun olsa bile
onu karanlığın derinliklerine at, bunu koru.
Dünya bir geçittir.
Başlangıcı ve sonu belirsiz.
Yol, ama düzgün değil.
O yoldan bir defa geçeceksin
Ah, bir defa…
Bir defa…
Bir defa…
Görürsün, bir gün seni gülden daha nazik bir şekilde doğurur,
sıkıntılarla besler büyütür,
ertesi gün soldurur ve yapraklarını yerlere serer!
Toprağını çöl kasırgalarının pençesine teslim eder!
Dünya bir geçittir.
Yüz yıl ömrünü tüketsen de,
Yüz asır üzerinde yürüsen de, varlığının sırrını anlayamazsın.
Karanlık ve aydınlık,
çirkinlik ve güzellik,
acı ve tatlı,
gözyaşından ve gülümsemeden oluşmuş bir karışım.
İnsan bu geçitte bir şaşkın;
bir an üzüntülü,
bir an mutlu.
Hem Hafız’ın şiirleri var, hem Cengiz’in kılıcı.
Hem benim tozlu köşem, hem Perviz’in sarayı.
Hem tatlısı var, hem acısı;
Hem baykuşu var, hem kanaryası;
Hem düşmanın kini, hem dostun iyiliği.
Buna sımsıkı tutun, ondan sakın.
Ölüm, görünüşte çirkin ve acı olsa da,
dünyaya gelmek, tatlı ve güzeldir.
Yükselmek, dal budak salmak,
meyve vermek,
çiçek açmak,
her an bir dünya dolusu manzaradır.
Üzüntüyü eğer iyi tanırsan, mutluluğun var oluşunun sırrıdır.
Gam olmazsa, dünyada mutluluk olmaz.
Gam, bu alın yazısıyla her zaman yoldaştır.
Boş yere üzülmek, boşunadır.
Dünya, bir aynadır.
Onda ne görmek istiyorsun?
Bu aynadaki iyilik de kötülük de bizdendir.
Sen hangisini istersen, onu seçebilirsin.
Dünya bir geçittir.
Bu geçitte,
Senin işin, iyilik ordusuna katılmandır.
Senin işin, güzelliklere gönül bağlamaktır.
Senin işin, sert taştan mücevher üretmektir.
Senin işin, ömrün her anından zevk almaktır.
Senin işin, karanlıklarla mücadeledir.
Senin işin, dünden daha iyi olabilmektir.
Senin işin, yarını güzelleştirmektir.
Ben, güzelliklere gönül veriyorum, inancım budur.
Ben, şefkati övüyorum, yolum budur.
Ben, sıkıntıları sabırla karşılıyorum.
Ben, yaşamayı seviyorum.
İnsanı, yağmuru, yeşili övüyorum.
İnsanı, yağmuru, yeşili söylüyorum.
Bu geçitte, bırak kendimi kaybedeyim.
Bırak bu yoldan dostumla, dostumla geçeyim…
Ey dünyanın en güzel çiçekleri,
Ey varlığın en tatlı gülücüğü,
Ey bu geçitte benim yolumun şefkati ve ışığı,
her zaman senin yüzüne dikeceğim doyum bilmeyen gözlerimi.
Senin adını tekrarlamam,
içimdeki ölü sahrayı gülistana çevirmiştir.
Ben seni seyretmekle, yemyeşil kaldım bir genç gibi.
Ben seninle yepyeni, ebedî bir ruha kavuştum.
Gül seyrinden doyulur mu?
Gül ile birlikte bulunan yaşlanır mı?

Ferîdûn-i Muşîrî
Çeviri: Nimet Yıldırım

Tarih Geçidinde Bir Damla Gözyaşı

Kâbil’in eli, Hâbil’in kanına bulandığı günden beri,
Adem’in çocuklarının damarlarındaki kanda,
acı düşmanlık zehri dolaşmaya başlayalıdan beri,
İnsanlık öldü!
Adem diri olsa da…!
Kardeşleri, Yusuf’u karanlık kuyuya atalıdan beri,
Baskı, zulüm ve kanla Çin Seddi’nin duvarları yükseleliden beri,
insanlık ölmüştü!
Sonra dünya insanlarla doldu…
Ve bu değirmen döndü, döndü…
Adem’in ölümünden sonra asırlar, asırlar geçti.
Yazık!
İnsanlık bir daha geri dönmedi!
Asrımız,
insanlığın ölüm çağıdır!
Dünyanın sinesi iyiliklere kapalıdır!
Özgürlükten, doğruluktan, vefadan… söz etmek aptallıktır.
Musa’dan, İsa’dan, Muhammed @’dan söz etmek yersizdir?!
Asrımız,
insanlığın ölüm çağıdır!
Ben, bir gül dalının solmasından,
hasta bir çocuğun sessiz bakışından,
kafesteki bir kanaryanın inleyip sızlamasından,
zincirlere, prangalara vurulmuş birinin üzüntüsü yüzünden
-idam sehpasında asılmak üzere olan bir katilin bile-
gözleri yaşlı, kızgınlığı boğazında düğümlenen biriyim.
Bir yaprağın kurumasından bahsetmiyorum.
Ah, yazık; ormanları çöle çeviriyorlar!
Kanlı ellerini,
halkın gözleri önünde saklıyorlar!
Bu namertlerin insana reva gördüklerini,
hiçbir hayvan diğerine yakıştıramaz!
Bir yaprağın solup pörsümesinden bahsetmiyorum.
Kanaryanın kafeste can verişinin ölüm olmadığını farz et.
Dünya üzerinde bir gül dalının bile yetişmediğini farz et.
Ormanların ta yaratılıştan beri çöl olduğunu farz et.
Bütün bu musibetlere, sabırla direnen insanlar arasında,
sevginin ölümünden, aşkın tükenişinden söz edilmektedir.
Dillerde dolaşan, insanlığın ölümüdür!

Ferîdûn-i Muşîrî
Çeviri: Nimet Yıldırım

Barış Diyarından Bir Esinti

Birisi günün birinde bana:
“Bunca yaşadın. Ne yaptın?” diye sorarsa,
Ben, defterimi gözlerinin önünde açıp ağlayarak,
gülerek başımı kaldırırım:
“Yeni bir tohum attım toprağa,
dirilip boy atacak, meyve verecek.
Ancak, çok bekledi, geç kaldı.”
“O uçsuz bucaksız masmavi gökyüzünün altında,
avazımın çıktığı kadar her yerde aşkın yüce adını tekrarladım, durdum.
Bu yorgun, bu kısık sesimle,
dünyanın bir köşesinde uykuda kalmış birini uyandırırım diye.
Ben şefkati övdüm.
Ben kötülükle savaştım.
Bir gül dalının, bir çiçeğin solmasına üzüldüm.
Kafesteki kanaryanın ölümüyle yasa boğuldum.
Halkımın sıkıntılarından dolayı
bir gecede yüz defa öldüm.
Ancak, akılsızlarla savaşmak gerektiğinde,
kılıç bile kullandım.
Beni kınama.
Ben, sevda yolunda yürüdüm.
Yürüdüğümüz daracık ve upuzun yolda,
cehalet karanlıkları kol geziyordu.
İnsana inanmak, insana güvenmek yolumun kandiliydi.
Kılıç Ehrimen’in elindeydi!
Bu meydanda benim tek silahım vardı.
O da, sözdü.
Şiirim, gönüllere ateş salmakta.
Gönlüm kuru bir ağaç gibi her tarafından alevlenip yanmakta.
Bu defterin tek bir sayfasını olsun oku, belki;
“Acaba bundan daha fazla yanılır mıymış?!” dersin.
Sabahı olmayan gecelerde hiç uyku tutmadım.
İnsanın mesajını, insana ulaştırmaya çalıştım.
Sözüm, barış diyarından bir esintiydi.
Düşmanlıklar dikenliğinde bütün bu şeytanlıkları kökünden kazımak için
belki de şiddetli bir tufan vardı.
Bizden önceki bilge yaşlılar, öğüt verircesine:
Geç kaldık…, Geç kaldık…” dedi durdular.
Bizim gibi binlercesinin sözü çöllerde yankılanmakta:
“Başka bir ses olmalı, başka bir tufan”
“Başka bir dünya kurulmalı!
O dünyada,
yeniden
yeni bir insan yaratılmalı.”

Ferîdûn-i Muşîrî
Çeviri: Nimet Yıldırım

Ferîdûn-i Muşîrî Şiirlerinden Mısralar

Asırlardır iyilik uykuda,
Kötülük her tarafta kol gezmekte…
Ne oldu? Ne oldu?
İyilik gülleri birdenbire soluverdi.
Yoksa gizli bir el,
gecenin bir yarısında sevgiyi ve şefkati çalıp da beraberinde mi götürdü.
O devirlere nasıl inanırlar?
Çocukları buna inandırmak için yemin etmek gerekecek.
Bu dünyada iyi olmak, yemin olsun ki, işlerin en kolayıdır,
İyi olmak, yemin olsun ki işlerin en kolayıdır.
Bilmiyorum, neden insan, bu derece, iyiliklere yabancıdır?!

*

Yazık, vuslat günleri kısa; ayrılık günleri uzun!.
Yazık, ömür kısa; ayrılık geceleri uzun!
Yazık, aşk gazellerini, aşk hikayelerini kavuşma günlerinde okuduk.
Ancak vuslatın değerini bilemedik!

*

Zamanın kanatları bağlanmış
Ses verecek her şeyin dili tutulmuş
Hayat durmuş
Bu sessiz, daracık fezanın neresinde
Ben şiir güvercinlerimi uçurabilirim?

*

Dünya halklarının sonsuza kadar birbirleriyle dost olmalarını isteyen bizler,
İyilik ve şefkatin omuz omuza egemen olmasını arzulayan bizler,
Talihsizliğimize bakın ki, bir ömür geçti de,
birbirimize karşı şefkat gösteremedik

*

Şimdi gönül gözün her şeye ümit penceresinden bakar.
Bu daracık kulübede ne bu ihtişam!
Bu karanlık gecede bu ne aydınlık!

*

Her zaman her bulutun arkasından parlak bir güneş gelir.
O ümitsizlik duvarlarının arkasından hep
umut ve uçsuz bucaksız aydınlık ufuklar açılır.

*

Gel üzüntü dikenlerini gönlünden çıkar at ey sevgili.
Bugün umut çiçeklerinin açma zamanıdır.

*

Ansızın yoluma bir yıldız doğar.
Bana”Umutlu ol gelecek aydınlıktır” der.
Ben çok iyi biliyorum ki, gecenin bir vaktinde
aydınlık saçan bir güneş doğar,
zafer çiçeklerinin gülücükleriyle gülümser.

*

Ey dünyaya gelmemiş çocuk,
Ey uzak arzu,
Ne zaman yüzünü göstereceksin?
Ey belirgin olmayan nur, seni iyi göremiyorum.
Ne zaman perde açıyorsun?
Bu günü yakala
Çünkü dün çoktan elden gitti.
Yorgun insanın kurtuluşu senin elindedir.

*

Gençliğinde kurdunun başını kopar,
Bu kurt seninle birlikte büyür ve yaşlanırsa vay haline.
Yaşlandığında aslan gibi güçlü olsan bile
Yaşlı kurdun karşısında güçsüzsün.
İnsanlar birbirlerini parçalıyorlarsa,
Kurtlarını kılavuz ve rehber edinmişlerdir.
İnsan böyle dertler ve sıkıntılar içerisindeyse,
Kurtlar egemenlik sürüyorlardır.
Kurtlar birbirleriyle dost, insanlar birbirine yabancı
Bu garip durum kime söylenmeli?!

Ferîdûn-i Muşîrî

Çeviri: Nimet Yıldırım
Kaynak: http://nimetyildirim.com.tr/

Bahara İnan

Aç pencereleri, ki meltem
Akasyaların doğum gününü
Kutlamaktadır
Ve bahar
Her dalda her yaprağın yanı başında
Mum yakmıştır.
Bütün kırlangıçlar
Geri döndüler
Ve tazeliği haykırdılar
Sokak baştanbaşa sese dönmüştür
Ve kiraz ağacı
Akasya ağaçlarının doğum günü hediyesi diye
Çiçeklerle doldurmuş eteğini.
Aç pencereleri ey arkadaş
Sahi hiç hatırlar mısın
Yeryüzünü vahşi bir ateşin yaktığını
Yapraklar solduğunu
Ve susuzluğun toprağın ciğerine ne yaptığını
Hiç hatırlar mısın
Uzun gecelerin karanlığında
Soğuklar neler yaptı asma ağacına
Beyaz çiçeklerin başına bağrına
Neler yaptı öfkeli rüzgarlar bir gece yarısında
Hatırlar mısın
Şimdi yağmurun mucizesine inan sen
Ve cömertliği çimenliğin gözlerinde gör sen
Ve muhabbeti meltemin ruhunda
Ki bu daracık sokaktaİşte bu bomboş ellerle
Akasyaların doğum gününü
Kutluyor
Toprak canlanmıştır
Sen neden durgunsun böyle
Sen neden bu kadar kasvetlisin
Aç sen pencereleri
Ve baharlara
İnan sen

Ferîdûn-i Muşîrî