Fatos Arapi
Şair
Biyografi / Hayatı
Fatos Arapi'yi biraz daha yakından tanıyınca, şiirlerinin neden bu kadar yaralı ama gösterişsiz olduğunu anlamak kolaylaşıyor.
Fatos Arapi: Yenilgilerin ve incinmişliğin şairi
Fatos Arapi (1930–2018), Arnavut şiirinin 20. yüzyıldaki en önemli isimlerinden biri. 1930'da Vlorë'de doğdu. Çocukluğu ve gençliği İyon Denizi'nin kıyısında geçti. Bu yüzden şiirlerinde deniz, ışık, zeytin, portakal, rüzgâr gibi Akdeniz imgelerinin bu kadar canlı olması tesadüf değil.
İlginçtir, üniversitede ekonomi eğitimi aldı. Sofya'da okudu. Daha sonra gazetecilik yaptı ve Tiran Üniversitesi'nde çağdaş Arnavut edebiyatı dersleri verdi. Yani yalnızca şiir yazan biri değil, aynı zamanda edebiyatın içinde uzun yıllar çalışan bir akademisyen, gazeteci ve çevirmendi.
Ama onu asıl önemli yapan şey, Arnavut şiirinin kalıplarını kıran kuşaktan olması.
Arnavutluk'un komünist döneminde edebiyat üzerinde çok ciddi ideolojik baskı vardı. Şiirden çoğu zaman belirli bir siyasal iyimserlik, kahramanlık ve toplumcu söylem bekleniyordu. Arapi ise şiiri insanın iç dünyasına, yalnızlığına, ölümüne, aşkına ve kırılganlığına doğru çekti.
Bu yüzden onun şiirlerinde çok ilginç bir ikilik görüyorsun.
Bir tarafta:
Tiran, vatan, savaş, yoksulluk, siyaset, halk, tarih.
Diğer tarafta:
aşk, sevgili, kardeş, ölüm, hatıra, deniz, yalnızlık.
Ve bunlar birbirinden ayrılmıyor.
Onu farklı yapan şeylerden biri: Mağlupların yanında durması
Az önce üzerinde konuştuğumuz “Gloria Victis” bunun çok iyi örneği.
Arapi kazananların dünyasına hayranlık duymuyor. Tam tersine, kaybedenlerin tarafında duruyor.
Ama bunu “Biz ezildik, onlar kötü” kolaycılığıyla yapmıyor.
“Biz hata yapıyoruz.”
diyor.
Bu çok önemli.
Çünkü onun için hata yapmak, yanılmak, sevmek, kaybetmek ve acı çekmek insan olmanın parçaları. Şiirin sonunda söylediği “Biz gerçeğiz” sözü bu nedenle çok güçlü.
Arapi'nin şiirinde kusursuzluk değil, kırılabilirlik değerlidir.
Hayatındaki büyük yara: kardeşi
Arapi'nin şiirlerini okurken kardeşi Vllasi'nin ölümü mutlaka akılda tutulmalı.
“Akeron Akıyor, Ama Kharon Yok” şiirinin de içinde bulunduğu Vllasi döngüsü, kardeşinin ölümünün etrafında şekilleniyor.
Burada şiir artık yalnızca edebiyat olmaktan çıkıyor.
Ölü kardeşin ruhu Akeron'un kıyısında; fakat onu ölüler ülkesine geçirecek Kharon yok.
Bu, Arapi'nin şiirindeki çok önemli bir düşünceyi ortaya çıkarıyor:
Bazı ölümler tamamlanmaz.
İnsan ölür ama geride kalan kişinin zihninde ölüm bitmez.
Bu yüzden Arapi'de ölüm sık sık hatıra ve özlemle birlikte gelir.
Aşkı da böyle yazıyor
“Seni Biraz Daha Sevseydim” şiirindeki:
“Seni biraz daha sevseydim...”
cümlesi aslında Arapi'nin şiirindeki insan anlayışına çok uygun.
Çünkü burada bile mesele yalnızca aşk değil.
İnsan sevdiği kişiyi kaybettikten sonra geçmişe dönüp kendisini sorguluyor:
Daha fazla ne yapabilirdim?
Biraz daha sevseydim?
Biraz daha kalsaydım?
Biraz daha söyleseydim?
Arapi'nin şiirindeki trajedi çoğu zaman büyük olaylardan değil, insanın yapabileceği ama artık yapamayacağı küçücük şeylerden doğuyor.
Bir de İyon Denizi'nin şairi
Bunu özellikle seviyorum.
Çünkü Arapi'yi yalnızca karanlık şiirlerinden okursak eksik tanırız.
Vlorë ve İyon Denizi onun şiirinde çok önemli.
“İyon Kıyısında Bir An”daki:
“Ağzımı İyon'un rüzgârlarıyla doldurdum.”
gibi dizelerde deniz yalnızca manzara değildir. Şair denizi bedeniyle deneyimler.
İyot dişlerinin arasında, rüzgâr ağzında, ışık gözünde, zeytin yapraklarının sesi kulağında...
Bu nedenle Arapi'nin şiiri zaman zaman çok somut, neredeyse duyularla yazılmış bir şiire dönüşür.
Çevirmen Fatos Arapi
Senin için ayrıca ilginç olabilecek bir tarafı daha var.
Arapi yalnızca kendi şiirlerini yazmadı; başka edebiyatları Arnavutçaya taşıdı.
Pablo Neruda, Sappho ve farklı Balkan edebiyatlarından şairleri çevirdi. Ayrıca Türk şiirini de yakından tanıyordu ve 20. yüzyıl Türk Şiiri Antolojisi çalışmalarında yer aldı.
Yani aslında bizim edebiyatımızla da doğrudan temas etmiş bir şair.
Son olarak
Ben Arapi'yi birkaç şiirinden sonra şöyle bir yere koymaya başladım:
O, büyük sözlerin değil, büyük yaraların şairi.
Vatanı anlatırken aç ekmeği ve açık mezarı,
aşkı anlatırken “biraz daha”yı,
ölümü anlatırken Kharon'un yokluğunu,
toplumu anlatırken mağlupları,
insanı anlatırken ise kapanmayan pencereleri seçiyor.
Ve bütün bunların altında çok sade bir insanlık duygusu var:
İnsan kırılabilir. İnsan kaybedebilir. İnsan yanılabilir. Ama bütün bunlara rağmen insan kalabilir.
Bence onu Şiir Antolojim için değerli yapan asıl taraf da bu.