Dün Bir Kadın Ağladı

Güneşle ayın bile girmediği bir yerde
Dün ancak gözyaşıyle sönen bir ateş yandı.
Sesini yükselterek karşımda perde perde,
Dün bir kadın ağladı, bir gönül parçalandı…
Kolumun çemberine atarak varlığını
Yandı, yandırdı beni canlı bir kor yığını!
Dün bir kadın gözünün gördüm yaşardığını,
“Senin adın ne?” dedim.”Sorma” diye kıvrandı.
Derdini birbir açtı karşısında ocağın,
Gözleri dopdoluydu, saçları darmadağın.
Her gece bir yabancı barındıran yatağın
Baş ucundan göklere bir ah olup uzandı.
Anlattı her kulağın duyduğu yalanları,
Kalbini üç beş karış kumaşla alanları,
Nasıl çevirdiğini yolda geç kalanları…
En hazini evine tek döndüğü zamandı!
İçim bir zindan gibi kilitlendi sevince,
Bu zindanda çiçekten beyaz, ipekten ince,
Aldatılmış, atılmış kadınlar birleşince
Göynümdeki canavar zincirinden boşandı…

Faruk Nafiz Çamlıbel

Allahaısmarladık

Elimi beş yerinden dağladı beş parmağın,
Bağrımda da yanmadık bir yer bırakmadan git.
Bir yarın göçtüğünü, çöktüğünü bir dağın
Görmemek istiyorsan ardına bakmadan git!

Yavrusunun yoluna dalan bir dul bakışı,
Andırıyor ışıksız evinde pencereler.
Biraz yeşermek için beklesin artık kışı
Çağlayansız yamaçlar, suyu dinmiş dereler.

Bir sarı yaprak gibi düştü gönlüm yoluna,
Buğulu gözlerimden geçmediğin gün olmaz:
Benim kadar titremez hiç bir yiğit oğluna,
Hiç bir ana kızına bu kadar düşkün olmaz.

Bin fersahtan duyarım kimle gülüştüğünü,
Alnından öz kardeşim öpse ben irkilirim.
Değil yalnız ardına kimlerin düştüğünü,
Kimlerin rüyasına girdiğini bilirim.

Gözlerimi gün gibi kamaştıran yüzünü,
Daha candan görürüm senden uzaklaşınca.
Sararırsın dönüşte görünce öksüzünü:
Bir gelinlik kız olur aşkım senin yaşınca.

Elimi beş yerinden dağladı beş parmağın,
Bağrımda da yanmadık bir yer bırakmadan git.
Bir yarın göçtüğünü, çöktüğünü bir dağın
Görmemek istiyorsan ardına bakmadan git!

Faruk Nafiz Çamlıbel

Yarıda Kalan Mısralar

I
Beyaz kumsalında beyaz denizin
Kaç akşam gömdüm de yaslı gönlümle
Bir fecir görmedim, değişmeksizin,
Başlasın ve bitsin bir tebessümle!

Ömür defterimde duruyor, yer yer,
Gözyaşı dökülmüş gibi silikler.
Her yılım bitmemiş bir şi’re benzer,
Her günüm yarıda kalan bir cümle.

II
Almış aydınlığı günler yüzünden,
Geceler saçından, siyah olmayı..
Gün beni ayırır diye hüzünden
Geceler bilmiyor sabah olmayı!

Yüzünü görmeden geçse yıllarım
Geceyi saçmış gibi okşarım,
Göynü çocuklukta kalan ben varım,
Aşkım öğrenmedi günah olmayı..

Faruk Nafiz Çamlıbel

İstanbul Şehremini Cemil Paşa’ya

Bütün hayatı uyur bir sema-yı mühmelde
Geniş ufukları efsanevi hikayelerin
Tasavvur ettiği gökler kadar beyaz, narin,
Minarelerle müzeyyen, sevimli bir belde…

O mai dalgaların bu sesiyle perverde
Sevahilinde güler ruhu başka bir denizin,
Gezer bu levhaya ait bir ihtiram-ı hazin
Melul hisli mükedder nazarlı gözlerde.

Bütün bedayi’-i ezman, nefais-i a’sar
Bu mai çehreli İstanbul’un beyaz ve uzun
Ufuklarında bulur penah si’r ü füsun

Dalınca gözlerim ağlar bu hüsn-i sakinde;
Bu beldenin uyuyan bir başka güzellik var
Bütün tulu’ ve gurubunda, subh u leylinde

Faruk Nafız Çamlıbel

Sen Nerdesin?

Caddeden sokaklara doğru sesler elendi,
Pencereler kapandı, kapılar sürmelendi.
Bir kömür dumanıyle tütsülendi akşamlar,
Gurbete düşmüşlerin başına çöktü damlar…
Son yolcunun gömüldü yolda son adımları,
Bekçi sert bir vuruşla kırdı kaldırımları.
Mezarda ölü gibi yalnız kaldım odamda:
Yanan alnım duvarda, sönen gözlerim camda,
Yuvamı çiçekledim, sen bir meleksin diye,
Yollarını bekledim görüneceksin diye.
Senin için kandiller tutuştu kendisinden,
Resmine sürme çektim kandillerin isinden.
Saksıda incilendi yapraklar senin için,
Söylendi gelmez diye uzaklar senin için…
Saatler saatleri vurdu çelik sesiyle,
Saatler son gecemin geçti cenazesiyle,
Nihayet ben ağlarken toprağın yüzü güldü,
Sokaklardan caddeye doğru sesler döküldü…

Faruk Nafiz Çamlıbel

Son Beklediğim

Ufkumda bulutlar kümelerken kara bahtım, 

Ben her gönül ufkunda doğan sabahtım.

Devran herkese taslarla zehir sundu da birden

Ben herkese bir neşe yarattım o zehirden.

Bir köprü kurup, zulmetin ardında, seherle, 

Bildim gülüp eğlenmeyi ömrümce kederle.

Alnımdaki her çizgi beyaz bir gece saklar, 

Bir başka şafaktır saçımın gördüğü aklar.

Farkım ne, emel kaynağı bir körpe çocuktan, 

Mademki henüz gelmedi son yolcum ufuktan? 

Ömrümce neden yılları zincir gibi çektim, 

Mademki bir aşk uğruna can vermeyecektim? 

Bir müjde taşır her gün uzaktan bana rüzgâr; 

Elbet gelecek, gelmedi, bir beklediğim var! 

Son beklediğim gelmeden, ölsem de yüzünde, 

Devran bulacak yar ile ağyarı hüzünde.

İsmim gezecek pembe dudaklarda elemle, 

Gözler dolacak bir çocuk ölmüş gibi nemle, 

Bir günde doğup can veren altın kelebekler, 

Bizden daha genç bir şair öldü diyecekler!


Faruk Nafız Çamlıbel


Ölümü Hatırlatan Kadın

Kayalıklarda gördüm seni,bir sisli günde,
Fırtınadan saçların çözülmüş bir demetti.
O kayalıklarda ki bir yıl evvel üstünde
Çöllerden aşık dönen bir genç intihar etti…

Seni her nerde,artık,her ne suretle görsem
Bir gölgenin duyarım ruhuma düştüğünü.
Ben de o aşık gibi bir kayada ölürsem
Rabb’im mukaddes etsin seni gördüğüm günü!

Kayalıklarda bir genç öldüğü gün beldenin
Halkı seni karanlık rüyalarında görmüş,
Ey yadı gönlümüzden çıkmayan afet senin
Sevmediklerin değil,sevdiklerin ölürmüş.

Bazı ruhum kararır kefenlerden,mezardan;
Yok mu,Rabb’im,ölümün bir güzel şekli,derdim.
O kayalıklarda ilk seni gördüğüm zaman
Hayalimde ölüme en güzel şekli verdim.

Başka bir göz yaşını dudaklarınla silsen
Ürpererek:Bu,derim,mezardan bir nefestir!
Buna kıskançlık deme,bence değil yalnız sen,
Seni gören göz bile ne kadar mukaddestir!

Kimse karşında belki titremez gönlüm gibi,
Bense hala korkarım dizinde ağlamaktan.
Teması korku veren tatlı bir ölüm gibi
Daha cana yakındır görünüşün uzaktan…

Faruk Nafiz Çamlıbel

Ali

Namluya dayanır yola dalarsın
Duruşun bakışın yaman be Ali!
Boşuna tetiği ne kurcalarsın?
Var daha ateşe zaman be Ali!

Yıllanmış bir çınar pusuluk yerin,
Neredeyse gelecek beklediklerin.
Var iki adımlık canı kaderin
Desene işleri duman be, Ali!
O’nu sen büyüt de söğüt boyunca
Kendini ellere versin o gonca.
Sözüme kanmadın bunu duyunca,
Gönlündü gözünü yuman be Ali!
Geldiler beklenen çiftler ormana,
Duruyor iki genç ne hoş yanyana
Bir kurşun kadına, bir de çobana,
Çınlasın yıllarca orman be Ali!
Görünce uzanmış yar kucağına,
Boynunu dolamış zülfü bağına,
Kurşunu kahpeye atacağına
Kendine çevirdin… Aman, be Ali! 
Faruk Nafiz Çamlıbel

Oğluma

Biliyorsun ki, oğlum, ortada ne sen varsın,
Ne seni yeryüzüne getirecek bir anne:
Bir gün cihâna gelmen mukadderse, anlarsın,
Bu gelişten gözümü, göynümü yıldıran ne?

Her gün saban başında topladığın kederler
Seni yorgun çıkarır sabahın altısına
Çalışkan ellerine bakanlar kirli derler,
Leke derler alnında güneş karaltısına.

İnce belin bükülmez zamanın dizlerinde,
Öpülen eteklere ayağını silersin.
Yoksulluğun yüzerek sonsuz denizlerinde
Gördüğün her kıt’aya açıktan diş bilersin.

Ayağından çarıklar dökülür parça parça,
Gözyaşların çürütür gömleğinin kolunu.
Bir lokmanın ardında dolaşır haftalarca,
Sürgün gibi gezersin kendi Anadolu’nu!

Fazîlet arkadaşın, hakîkat yoldaşınla
Seyredersin yabancı bir ufkun bahârını,
Bulutları delsen de yükselen dik başınla
Sonunda bir dişiye maledersin varını.

Akşamları bir camın önünde,seni değil,
Elindeki çıkını gözetliyen karındır.
Hakkın önünde değil, zulmün önünde eğil!
Taçlar bile cihanda eğilen başlarındır…

Derdim, omuzlarına yük olmasın bu varlık,
Derdim, oğlum ne Haktan, ne kuldan bir şey umsun
Nasip olmaz kimseye bu kadar bahtiyarlık
Ki sen benim doğmamış, doğmayacak oğlumsun!

Faruk Nafiz Çamlıbel

Münzevi

Bir sonbahar akşamı… Sahillerdeyim
Gamlı bir heykel gibi kayalarda ben
Dağınık saçlarımdan pervasız esen
Rüzgârların elinde bir kırık neyim.

Engin bana yâd eder yetimliğimi,
Gözyaşlarıyla düşer dalgalar kuma
Issız bir yoldayım ki hasta ruhuma
Herkes yabancı: Kimden sorayım kimi?

Gökler esmer ve derin, sular dalgalı
Sahilden uzaklaştı son yolcular da;
Enginleri dinliyor yalnız kenarda
Sararmış bahçesiyle virân bir yalı.

Dumanlarla örtülen bir deniz gibi
Canlanıyor en hazin dalgalar bende
Bekliyoruz yuvanı şimdi bahçende
Ben kimsesiz, ağaçlar kimsesiz gibi.

Faruk Nafiz Çamlıbel