bir şehre üç med cezir iki yalan ve bir araf..

üç : ben bu şehirden gidiyorum.
Çünkü bu coğrafya taşımıyor artık beni..
Çünkü kalbi o denli esved ki,
ben bile süveydâ-ı rüyâ beklerken,
hep ayrılmayı ümîd ettim bu şehr-i barîdâneden.

iki: gidiyorum.
çünkü gitmeliyim.
Gitmek ânımıza nakıştır..
Nakışsız seyyâle,
yavan ve mübtezel gözümde.
Gidiyorum çünkü bu şehirde maden yok.
Ve tırnaklarımla kazıdığım toprak bana cevher vermiyor..
Ölülerin kanına giriyorum..
Öyleyse gitmeli..

bir : gidiyorum.
Çünkü beni bu z’âlim coğrafyaya t’aşıran tek şey yaşamak âlâmıydı.
Oysa şimdi ölmeye dahi hazırım.

dön/üyorum başa! müntehâlar buluşsun :

üç: gitmiyorum.
çünkü göçebileceğim bir yer yok.

iki: gitmiyorum.
çünkü kaldırımlara tütsülenmiş bir ömrü kaldıramam.

bir: gitmiyorum ama kalmıyorum da.
Çünkü üzengideki ayak gibiyim,
her ân med-cezr’e mûtad..
Her ân sefere seyyâl..
Ama intizar veyahut hasret pek mübhem..
Bîkararlığa teslimim, lâkin hâlim kat’iliğe de meyyâl!
Şimdi, bîkarârım, bîşekibim.
Ve bîkes.

Gidiyorum artık gidiyorum.
Göçüyorum ancak içime.
Kanatlarım âciz olabilir hatta ziyâdesiyle nâkıstır;
esâsen serçenin de bir sıkımlık canı vardır.

Göçüyorum çünkü O (sav) da göçmüştü.
Çünkü artık ‘sevgili’ şehri sevgiliye yer vermiyordu,
esâsen umûm zerrat kurbandı ona.
Lâkin göçtü sevgili.
Döndüğünde ‘sevgili’ydi şehri.

Döndüğümde âmâk-ı hâyâl beni ahmâk-ı hâyâl etmemiş olursa sevgilinin şehrine göçeceğim.

gidiyorum-gitmiyorum-kalmıyorum ama göçüyorum ve ‘ben’ ruhefzâ’ri..

Elif Ruhefzâ