dün bacağımdan vurdum kendimi “raf ömrünüz zaten bitmişti” dedi markette çalışan oğlan ikimizin fotoğraflarını verdiler serumla bana kanımda yüksek dozda “göğe bakmak istiyorum” buldular...
Beni yanlış ağacın altına gömdüler bir hayvan mezarlığında çürüyorum körleri korkutan bir karanlıkla dağlanıyor gözlerim tövbe ordusu dudaklarımı kılıçlarıyla temizlemeden öldüm...
sesine kına yakmışsın görüşmeyeli kurşungeçirmez camdan yapılmış gözlerin kırılmış kaç sene geçti kaç ışık yılı? aramızdaki yer altı tünellerinde kaybolmuştum ben...
yorgunluktan yaratılmış bütün kızlar kat kat kestirip kuaförde kabuslarını ay ışığından rujlar sürüyorlar dünyanın jelatinini açmadan yaşlanıyor hepsi...
bir uçurtmaya tutunup gitmiştin buradan belki de ben gitmiştim kimsenin Fatiha bilmediği bir köyde ölmüştüm “benim var olmadığımı” söyleyen hasta bakıcıyı...
topraklarınız ayaklarımı terk etti şımarık çocuk gibi hata duvarına tırmandığımda insanın yaratıldığı toprağı çamur sanan bir kavimle yaşamak zorunda kaldım...
Bazı insanların hayatlarının ortasına kaderleri bomba gibi düşer. * Henüz aşk ona tokadını atmadı. Aşk Dostoyevski'nin acıya hazır hâle gelmesini... ......
yüzlerce savaş uçağı dolaşıyor gözlerinde yüzlerce kere sığınaklara almıyorsun eski günlerimizi dünya yörüngesinden çıkıp yalınayak gezegenlerin arasında koşuyor göğsüne bir kuyruklu yıldız saplanıyor dünyanın...