Öğrendim Ki...

Şair: Ataol Behramoğlu

26 Eylül 2012

Öğrendim ki...
Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız.
Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz,
Gerisini karşı tarafa bırakırsınız.
Öğrendim ki...
Güveni geliştirmek yıllar alıyor,
Yıkmak bir dakika.
Öğrendim ki...
Hayatında nelere sahip olduğun değil
Kiminle olduğun önemli.
Öğrendim ki...
Sevimlilik yaparak dakika kazanmak mümkün
Ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek.
Öğrendim ki...
Kendini en iyilerle kıyaslamak değil
Kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir.
Öğrendim ki...
İnsanların başına ne geldiği değil
O durumda ne yaptıkları önemli.
Öğrendim ki...
Ne kadar küçük dilimlersen dilimle
Her işin iki yüzü var.
Öğrendim ki...
Olmak istediğim insan olabilmem
Çok vakit alıyor.
Öğrendim ki...
Karşılık vermek
Düşünmekten çok daha basit.
Öğrendim ki...
Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek

ÖĞRENDİM Kİ

Hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun.
Öğrendim ki...
'Bittim' dediğin andan itibaren
Pilinin bitmesine daha çok var.
Öğrendim ki...
Sen tepkilerini kontrol edemezsen
Tepkilerin hayatını kontrol eder.
Öğrendim ki...
Kahraman dediğimiz insanlar
Bir şey yapılması gerektiğinde
Yapılması gerekeni
Şartlar ne olursa olsun yapanlar.
Öğrendim ki...
Affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor.
Öğrendim ki...
Bazı insanlar sizi çok seviyor
Ama bunu nasıl göstereceğini bilemiyor.
Öğrendim ki...
Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz
Bazıları hiç karşılık vermiyor.
Öğrendim ki...
Para ucuz bir başarı.
Öğrendim ki...
En iyi arkadaşla sıkıcı an olmaz.
Öğrendim ki...
Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları
Kaldırmak için elini uzatır.
Öğrendim ki...
İki insan aynı şeye bakıp
Tamamen farklı şeyler görebilir.
Öğrendim ki...
Aşık olmanın ve aşkı yaşamanın çok çeşidi vardır.
Öğrendim ki...
Her şartta kendisiyle dürüst kalanlar

ÖĞRENDİM Kİ

Daha uzun yol yürüyor.
Öğrendim ki...
Hiç tanımadığın insanlar,
iki saat içinde,
senin hayatını değiştirir.
Öğrendim ki...
Anlatmak ve yazmak ruhu rahatlatır.
Öğrendim ki...
Duvarda asılı diplomalar
İnsanı insan yapmaya yetmez.
Öğrendim ki...
Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam yükü o kadar azalır.
Öğrendim ki...
Karşısındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında çizginin
nereden geçtiğini bulmak zor.
Öğrendim ki...
Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez.
Gerçek aşkların da!
Öğrendim ki...
Tecrübenin kaç yaşgünü partisi yaşadığınızla ilgisi yok,
Ne tür deneyimler yaşadığınızla var.
Öğrendim ki...
Aile hep insanın yanında olmuyor.
Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz.
Aile her zaman biyolojik değil.
Öğrendim ki...
Ne kadar yakın olursa olsunlar
En iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir.
Onları affetmek gerekir.
Öğrendim ki...
Bazen başkalarını affetmek yetmiyor.
Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.
Öğrendim ki...
Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın

ÖĞRENDİM Kİ

Dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.
Öğrendim ki...
Şartlar ve olaylar,
Kim olduğumuzu etkilemiş olabilir.
Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.
Öğrendim ki...
İki kişi münakaşa ediyorsa,
Bu birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmez.
Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.
Öğrendim ki...
Her problem kendi içinde bir fırsat saklar.
Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.
Öğrendim ki...
Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar sürüyor.

Ataol Behramoğlu

Bu metni yalnızca “hayat dersleri” sıralaması olarak okumak şiirin asıl gücünü kaçırır. Metnin dikkat çekici yanı, şiirsel yoğunluğu geleneksel imge ve metaforlardan değil, yaşanmışlığın tortusundan, tekrarın ritminden ve hüküm cümlelerinin ardındaki kırılganlıktan üretmesidir.

Yaşamanın Ardından Konuşmak

“Öğrendim ki...” şiirinin merkezinde bilgi değil, geç edinilmiş bilginin hüznü vardır. Her bölümün başına yerleşen “Öğrendim ki...” sözü, basit bir tekrar olmaktan çıkarak şiirin ritmini ve düşünsel omurgasını kurar. Şair her defasında sanki hayatın daha önce bilmediği bir gerçeğini keşfediyormuş gibi konuşur. Fakat bu keşiflerin çoğu, aslında insanın yaşayarak ve çoğu zaman incinerek öğrendiği gerçeklerdir.

Bu nedenle şiirdeki “öğrenmek”, okulda veya kitapta edinilen bir bilgi değildir. Hayatın insana zorla öğrettiği bir bilgidir. “Güveni geliştirmek yıllar alıyor, / Yıkmak bir dakika” derken söylenen şey son derece yalındır; fakat yalınlığın altında insan ilişkilerinin büyük bir trajedisi bulunur. Güvenin kuruluşu zamana, sabra ve tekrarlanan davranışlara bağlıdır; yıkılması ise tek bir ana sığabilir. Şiirin birçok yerinde olduğu gibi burada da bir hayat deneyimi, kısa ve kesin bir hükme dönüştürülür.

Şiirin dili özellikle dikkat çekicidir. Ataol Behramoğlu, şiirsel söyleyişi gündelik konuşmanın içine yaklaştırır. “Karşılık vermek / Düşünmekten çok daha basit” gibi dizelerde neredeyse konuşma dilinin doğrudanlığı vardır. Ancak bu basitlik şiirsizliğe yol açmaz; tersine, metnin şiirselliği söylenen sözün arkasındaki yaşanmışlıktan doğar. Şair burada güzel söz söylemeye çalışmaz. Bir şeyin farkına varmış insanın, bunu başkasına aktarırken kullandığı sade ve kesin cümlelerle konuşur.

Bu özellik şiirin bütününe yayılmıştır. “Hayatında nelere sahip olduğun değil / Kiminle olduğun önemli” ya da “Duvarda asılı diplomalar / İnsanı insan yapmaya yetmez” gibi dizeler, aforizmaya yaklaşan bir yapı taşır. Fakat metni yalnızca aforizmalar toplamı olmaktan kurtaran şey, bu cümlelerin yan yana geldikçe bir insan portresi oluşturmalarıdır. Konuşan kişi yalnızca hayat hakkında hükümler veren biri değildir; sevmiş, güvenmiş, yanılmış, kırılmış, affetmiş, ayrılmış ve kendi davranışlarının sonuçlarıyla karşılaşmış biridir.

Şiirin en etkileyici damarlarından biri ilişkilerin geçiciliği ve son görüşmenin ne zaman olduğunu bilememe düşüncesidir. “Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek” cümlesinin hemen ardından gelen “Hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun” dizesi, önceki öğüdü birdenbire varoluşsal bir ağırlığa taşır. Çünkü burada mesele artık iyi ilişkiler kurmak değildir; insanın, bir karşılaşmanın son karşılaşma olduğunu çoğu zaman bilmeden yaşamasıdır. Ayrılıkların önemli bir bölümü, sonradan “son” olduğunu öğrendiğimiz sıradan anlardır.

Bu yüzden şiirde ölüm açıkça çok fazla anılmasa da yokluk duygusu sürekli dolaşır. “Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın / Dünya sizin için dönmesini durdurmuyor” dizeleri bu açıdan şiirin en sert noktalarından biridir. İnsan kendi acısının içinde dünyanın da duracağını sanabilir; fakat dünya durmaz. Kişisel felaket ile dünyanın kayıtsız devamlılığı arasındaki mesafe burada son derece yalın biçimde ortaya çıkar. Acı gerçek ve büyüktür; fakat hayat ondan bağımsız olarak sürer.

“‘Bittim’ dediğin andan itibaren / Pilinin bitmesine daha çok var” bölümü ise aynı düşünceyi bu kez gündelik ve hatta hafif alaycı bir dille söyler. “Pil” sözcüğünün sıradanlığı özellikle önemlidir. Büyük bir varoluş meselesi, modern hayatın basit bir nesnesi üzerinden anlatılır. İnsan kendisini tükenmiş hissettiği anda bile içinde devam etme gücü bulabilir. Şiir böylece karamsarlığı mutlaklaştırmaz; hayatın direnme kapasitesini de metnin içine yerleştirir.

Burada şiirin önemli bir başka özelliği ortaya çıkar: Behramoğlu, insanı yalnızca mağdur olarak ele almaz. “Şartlar ve olaylar, / Kim olduğumuzu etkilemiş olabilir. / Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz” sözleri, metnin ahlaki merkezini oluşturur. Geçmiş, koşullar ve başkalarının davranışları insanı biçimlendirebilir; fakat bütün sorumluluğu dışarıya bırakmak mümkün değildir. Şiirin “öğrendim” dediği şeylerden biri de budur: İnsanın kendi hayatındaki payını kabul etmesi.

Bu nedenle şiirde affetme meselesinin iki ayrı aşamada ele alınması önemlidir. Önce “Affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor” denir. Daha sonra “Bazen başkalarını affetmek yetmiyor. / Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor” noktasına ulaşılır. Burada şiir başkalarıyla ilişkilerden insanın kendi iç ilişkisine yönelir. Başkasını affetmek bir davranış biçimiyken kendini affetmek, insanın geçmişteki kendi kararlarıyla barışmasını gerektirir. Şiirin olgunluğu biraz da buradan gelir: Hayatın bütün hatalarının suçlusunu dışarıda aramaktan vazgeçmek.

Aşk hakkındaki dizeler de benzer bir deneyim biriktirir. “Aşık olmanın ve aşkı yaşamanın çok çeşidi vardır” cümlesi aşkı tek bir biçime indirgemez. Hemen ardından “Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, anlam yükü o kadar azalır” denmesi ise kelime ile yaşantı arasındaki farkı ortaya çıkarır. Aşkın adı ne kadar çok söylenirse söylensin, gerçek anlamı sözcüğün kendisinde değil, onu taşıyan davranışlarda ve yaşantıda bulunur.

Şiirin “Bazı insanlar sizi çok seviyor / Ama bunu nasıl göstereceğini bilemiyor” dizeleri de bu bakımdan çok inceliklidir. Sevginin varlığı ile sevginin ifade edilebilmesi aynı şey değildir. İnsan ilişkilerindeki birçok kırgınlığın nedeni sevgisizlik değil, sevginin dile getirilememesi veya doğru biçimde gösterilememesidir. Bunun hemen yanında “Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz / Bazıları hiç karşılık vermiyor” denmesi ise başka bir gerçeği getirir: Sevgi tek taraflı çabayla sürdürülemez.

Şiirin önemli bir tarafı da insan hakkındaki iyimserliğini saflığa dönüştürmemesidir. “Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları / Kaldırmak için elini uzatır” dizelerinde insanlara ilişkin beklentilerin nasıl tersine dönebileceği görülür. Bizi şaşırtan şey yalnızca insanların kötülüğü değildir; iyilik de bazen beklemediğimiz yerden gelir. Bu, şiirin insanlara ilişkin deneyimini tek renkli olmaktan kurtarır.

Aynı düşünce “Hiç tanımadığın insanlar, / iki saat içinde, / senin hayatını değiştirir” dizelerinde daha da genişler. İnsan hayatının yalnızca uzun süreli ilişkiler tarafından kurulmadığı söylenir. Bazen hiç tanımadığımız bir insanın söylediği bir söz, yaptığı bir davranış veya hayatımıza bıraktığı kısa bir iz, yıllarca tanıdığımız insanların bıraktığından daha kalıcı olabilir. Bu nedenle şiirin “aile” konusundaki yaklaşımı da önemlidir: “Aile her zaman biyolojik değil.” Burada aile, kan bağından çok aidiyet, güven ve dayanışma üzerinden yeniden tanımlanır.

Metnin bütününde dikkat çeken bir başka unsur, başarı ve eğitim gibi toplumun değer verdiği ölçütlerin sorgulanmasıdır. “Para ucuz bir başarı” ve “Duvarda asılı diplomalar / İnsanı insan yapmaya yetmez” dizeleri, maddi kazanımın ve kurumsal başarıların insanın ahlaki veya insani değerini tek başına belirleyemeyeceğini söyler. Şiirin ölçüsü başka yerdedir: dürüstlükte, affedebilmede, sevmede, sorumluluk alabilmede, zor zamanda doğru şeyi yapabilmede.

“Kahraman dediğimiz insanlar / Bir şey yapılması gerektiğinde / Yapılması gerekeni / Şartlar ne olursa olsun yapanlar” bölümü bu ahlaki anlayışı açıkça ifade eder. Kahramanlık burada olağanüstü güçlere sahip olmak değildir. Doğru olanı, özellikle zor olduğu zamanda yapabilmektir. Böylece şiirin gündelik hayat üzerine kurulmuş dünyasında kahramanlık da gündelikleşir.

“İki insan aynı şeye bakıp / Tamamen farklı şeyler görebilir” dizeleri ise şiirin insan ilişkilerine dair en temel kabullerinden birini verir: İnsanlar yalnızca farklı düşünmez; aynı gerçekliği farklı biçimlerde yaşarlar. Bu nedenle karşısındakini anlamak, yalnızca kendi doğrusu içinde ısrar etmekten daha zor bir iştir. “Karşısındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında çizginin / nereden geçtiğini bulmak zor” cümlesi de bu güçlüğü tamamlar. Şiir, haklı olmak ile incitmemek arasındaki gerilimi çözüme kavuşturmaz; bunun gerçekten zor olduğunu kabul eder.

Metnin sonlarına doğru “Tecrübenin kaç yaşgünü partisi yaşadığınızla ilgisi yok, / Ne tür deneyimler yaşadığınızla var” denmesi, aslında bütün şiirin “öğrenmek” fikrini açıklar. Yaş almak otomatik olarak olgunlaşmak değildir. İnsan ancak yaşadıklarından bir anlam çıkarabildiğinde deneyim kazanır. Dolayısıyla şiirdeki “öğrendim” kelimesi biyolojik yaşa değil, hayatın insan üzerinde bıraktığı izlere işaret eder.

Son bölümdeki “Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, pişmanlığın uzun yıllar sürüyor” cümlesi şiirin bütün deneyimlerini tek bir duygusal ağırlık altında toplar. Sevginin kaybedilmesi kısa sürebilir; fakat onun ardından gelen pişmanlık zamanın içinde çok daha uzun yaşayabilir. Şiirin başından beri tekrar tekrar karşımıza çıkan güven, ayrılık, aşk, arkadaşlık, affetme ve sorumluluk meseleleri burada birleşir.

Bu nedenle “Öğrendim ki...” bir öğüt şiirinden çok, geç kalmış bir hayat muhasebesidir. Şair başkalarına hayat dersi vermekten ziyade, kendi deneyimlerinin içinden süzülmüş hükümleri art arda dizer. “Öğrendim ki” tekrarının asıl hüznü de buradadır: İnsan bazı şeyleri ancak onları kaybettikten, yanlış yaptıktan, incindikten veya zaman geçtikten sonra gerçekten öğrenir.

Şiirin biçimi de bu anlamı destekler. Tekrar tekrar gelen “Öğrendim ki...” ifadesi, hayatın insana aynı dersi farklı olaylarla yeniden öğretmesini andırır. Bazı cümleler neredeyse atasözü kadar kesin, bazıları ise doğrudan bir itiraf kadar kişiseldir. Bu iki tonun yan yana gelmesi şiire özgün bir hava verir. Genel doğrular ile kişisel yaraların arasındaki sınır sürekli silinir.

Sonuçta metnin en güçlü tarafı, büyük hayat gerçeklerini büyük ve gösterişli sözlerle değil, sıradan görünen cümlelerin içine yerleştirmesidir. Sevginin karşılık bulmayabileceğini, güvenin kolay yıkıldığını, arkadaşlığın mesafeyle sınanmadığını, ailenin yalnızca kan bağı olmadığını, insanın kendisini de affetmesi gerektiğini ve dünyanın bizim acımız karşısında durmadığını söyler.

“Öğrendim ki...” bu yüzden yalnızca hayattan öğrenilenler listesi değildir. Daha derinde, insanın kendi hayatını yaşarken yavaş yavaş kim olduğunu öğrenmesinin şiiridir. Başlangıçta başkalarını anlamaya çalışan ses, şiirin sonunda kendisinin de sorumlu olduğu bir hayatın karşısında durur. Ve geriye, bütün bu deneyimlerden sonra söylenebilecek en zor cümle kalır: İnsan hayatı ancak yaşadıktan sonra anlaşılmaya başlar.



Kategori: Şiir Türk Şiiri